|
14 Temmuz 2010, Çarşamba
saat: 00:15
çivi çakmanın bildiğim üç ayrı yöntemi var... rakının okşayıp yumuşatmadığı düşünceler, beynimin kristal vazolarla dolu büfelerinde kedi titizliğiyle dolanıyordu. ne kadar emin olursanız olun ke(n)dinizden biraz tedirginlik kokar bakışlarınız. kuyruk tüyünün keskin salınımı vazoyu yerinde titretirken, bakışlarınız buram buram terler. terlenecek bir hava yoktu, serince, yağmurla ferahlamış taze bir geceydi işte... uzun rakı yudumları, çok bir alanda bırakmamıştı hani dokunulmamış... yıldız katili şehir ışıklarının, uzanamadığı gecede, sivri tırnakların yumuşak patilere gizlendiği sarman düşünceler fırsat buldukça bileniyordu yine de... yoruluyorum böyle olunca ve kafamı kaldırıyorum kuytuluğa... kuytuların hep aşağıda olması şart değil ya... sakin bir nefes, geride benimde sesimin duyulduğu rahat bir sohbet, dinlendim kuytulukta... döndüm insanlara, biraz daha uyuşmaya... uyuşmanın tüketmek olduğunu sanmak ne de saçma... tefekürler mi hatırlanan, saçmalıklara da olsa atılan kocaman kahkahalar mı? bilmek yetmiyor öğrenmeye çalışıyoruz bizde işte... bünye çok müsait değil gene de uğraşıyorum, ederi de zamanı da ona yöneltmeye... "gül, gülünce dünya durur demişler" ya... gülüyorum ağız dolusu, içiyorum biraz daha. kediler dolanamaz oldu, ne büfe kaldı ne vazo. ama gözler kokar demiştim ya... o tedirginlik arada gitti gitti geldi, gitti gitti geldi... kuytuluk, yağmur artığı bir bulutla aydınlanınca açıkta kaldım, üşüdüm... gittim odadan üstüme kalın bir şey aldım, bir kadeh rakı daha koyup insanlara daldım, sıcak bakışlar ısıttılar... gözüm perde gibi kapanmış bulutta, saatler düştükçe, el ayakta çekildi uykuya. haftanın yorgunluğu bende başladım ağırlaşmaya, oysa delice istenen, tutkuyla dil uzatılan çikolata gibi aklım bulutun gerisindeki huzurumda... hay s....yım diyip yollandım bende, bekle bekle nereye kadar dime? yattım yatağa, yumdum gözümü, dairesel neonları andıran şekiller silinince kendi karanlığımda, keyifle mırıldandım... belki de mırladım... aldım elime çekici başladım çakmaya bir yıldız iki yıldız üç yıldız dört yıldız, büyük ayı, küçük ayı(bunun kuyruğunda kaç tane vardı ki ?), venüs, kutup yıldızı...vs. aklıma gelenlerin hepsini çaktım karanlığıma... hiç parmağıma vurmadan kocaman bir gökyüzü yaptım kendime... şehir yıldız katili olmasa, küçük ve çirkin ellerim yorulmaz kıvrılır yana... Şehir yıldız katili olmasa... | ||
|
|
||