|
15 Temmuz 2010, Perşembe
saat: 15:41
şarkıcıların acılarımdan besleniyorum lafları bana çok saçma gelirdi itiraf ediyorum ki. bugüne kadar da her hangi bir hikayeyi oluştururken acılarımdan beslenmedim. korkularım o kadar ön plandaydı ki başka duyguların coşkulu ahenklerini tatmamıştım hiç. dün gece uzun bir ağlayış seremonisinden sonra aklımda değişik kıvılcımlar çakmaya başladı. kalbimdeki ve karnımdaki ağrılar beni Harun ve Levent ile buluşturdu. onlara aktardım acılarımı. onların hikayelerindeki kadınları ağlattım, korkuttum. kapının önünde oturup yoldan geçenlerin heyecanlı bakışlarıyla yazdım saatlerce. sonunda okuduğumda eklemeleri ağlamaktan kendimi alamadım. insan kendi yaşantısına dışarıdan bakınca, bir karakterin üzerinden belki de, daha fazla acı çekmeye başlıyor. belki de daha fazla acımaya başlıyor kendini yaşayan karaktere. ama aslında o yok sen varsın. işin çıkmaz sokağı da bu. sen kendinle yaşamaya mahkumsun. diğer herkesin senden kurtuluşu var bunu bilmek belki de rahatlatıcı çünkü ben kendime eziyet etmeyi sevenlerdenim. birinin suratında eziyetlerimden dolayı oluşan acı çizgileri gördüğümde ister istemez dur tuşuna basıyor bir şeyler. ama aynanın karşısında ağlamadığım zamanlarda kendime süresiz eziyetler edebiliyorum. tıpkı dünkü gibi. dün kendimi kaybetmeden hemen önce bahçede nefes alamaz bir şekilde ağlıyordum, kendime geldiğimde ise elimde bir bıçak vardı. bu duygudan çok korktum ama korkmak bunu geçirmiyordu. ben dün öldürmedim kendimi. hayatımda ikinci kez bu cesareti sergileme şansım olmadı. ben bunu başarabilecek birisi olmadığımı dünkü dayanılmaz acılarıma rağmen bir adım ileri gidemeyerek gösterdim. bunları buraya yazarken aslında biliyorum ki herkes benim gibi biraz, bunları kimsenin okumaya ihtiyacı yok. bu yüzden bu kadar rahat anlatabiliyorum çünkü kimsenin uğraşıp da bu günceyi sonuna kadar okuyacağını düşünmüyorum. dün gece geçti ve bu sabah da. benimle kalan tek şahit ise gözlerim. | ||
|
|
||