17 Temmuz 2010, Cumartesi
saat: 01:28


eski sevgilim deli olurdu;
-"tube bunu seyrettin mi?"
-"yok seyretmedim" alırız dvdyi, eve geliriz...
kanepe ekranın önüne yerleştirilir, mısır cips hazırlanır, kedi moduna geçilir. ben onuncu dakikada "aaaa ben bu filmi dinlemiştim..."
Soruyu çiftlemiş; "tube bu filmi izledin mi?"
"ı ıı" "
"dinledin mi?"
"hımsss ıııı"
film almadan önce bana tretmanları okutmaya başlamıştı...


film dinlerim, ekrana bakmadan, hatta çoğu zaman oyuncuları hiç görmeden filmleri bitirdiğim olur. başka birşeyle uğraşırken bir yanda da filmi dinlerim... Çocukken gerildiğim sahnelerde odadan çıkardım ve sonra dalıp geri dönmezdim sanırım o dönemde başladı bu alışkanlık. şimdi bir filmi izlemeye başlıyorum sahneleri hiç görmemişim ama senaryoyu ezbere biliyorum... ah ne de eğlenceli oluyor. seslendirme sanatçılarını hemen ayırırım, filmin türünü seslendirenlerden çıkarırım.Nerede benim Alev sezer'im!

İşitselim. Duyduklarım beni daha çok etkiliyor... Bir de dokunsalım. Aslında genelde insanlar sadece birinde yoğunlaşırlarmış ben ikisinde de yoğunum. zevk de, üzüntü de duyduklarımla katlanıyor, katmerleniyor... söylenenler ve söylenmeyenler bende çok daha derin metinler yazıyor. tonlamalar, vurgular, esler iz sürdürüyor. dosya tutturuyor.

Dokunsallık bastırılmış, kalkanın ardına alınmış malum kadın olmak, güvenlik, özel alan durumlarından. İşitsellik, istediği gibi büyümüş serpilmiş...
konunun uzmanı; cümle yapılarım, algılarım, takıntılarımı irdeledi bu sonuca vardı. okumak beyine saf seslenmekmiş....
yazdıklarımda ki imgelemler, yakınlarımla tensel temaslarım; dokunsallığımın tasmalı özgürlüğüymüş.

neyse film dinlemek, okumak gibi bir etki bırakıyor bende, nasıl kitapta ki sözleri, paragrafları not ederim. Dinlediklerimde mutlaka soldan çapraz hızlı okuma gibi arama yapar, mottomu bulurum. Her filmden bir cümle...

ne kötü ki hiç not almamışım, yazmamışım... çeviriden mi, senaryoların tabldot çıkmasında mı bilinmez, bazıları ikiledi, üçledi... olsun o da olur...

japon filmlerini bu yüzden seviyorum onlar farklı...

geçen gece kardeş yokluğu, basıcı istanbul neminde gecenin 3 ünde koridorda kedilerle futbol oynarken, eski bir japon filmi dinliyordum.
Yaşlı sensei, kohaisini yollarken "sen, işin dışında ne yaptığınla bedenleşiyorsun" dedi.

turuncuya baktım, onun gerisinde ki griye, parlak sarı tenis topunu quaresma gibi çaprazdan duvara sektirip golu buldum.
"İşim dışında yaptığımla bedenleşiyorum" bu beni bir kaç gece daha oyalar... o süreçte kızıl forvet bir kediyim.


istanbul
hosting