22 Temmuz 2010, Perşembe
saat: 11:26


"Liebe ist für alle da! Nicht für mich..."

Merhabalar, a günlerden perşembe olmuş farkında olmamanın verdiği dayanılmaz hafiflik beni benden almıştı ne kadar hoş ve güzel bir biçimde.

Ne yapmışsınız sayın okurlarım, istanbul yanmakta, yanmasına birşey demiyorum, alevi seven pyromanyak olarak sevgiyle tanımlanan insan grubu arasında yer alıyorum fakat, bu nem?! insanı içten çürütüyor, bir devlet gibi, tek dişi kalmış bir canvar gibi hissettiriyor. Ulusdevlet ulusdevlet yataktan kalkmak sağlığa ve etraftakilere ekseriyetle zarar teşkil etmekte.

Her neyse, tahmin etmiş olduğunuz üzere Ankara'dan istanbul'a dönmüş bulunmaktayım. Varan ile gidilip sürekli olarak klimayı açık tutan soğutulmuş bir hıyar ile koltuk arkadaşı olduğumdan ne uyuyabildim, ne de sabah kalktığımda boğazlarımı şişsiz hissettim. Hasta oldum ulan tombik kayraskinyacı! Hoş sabahın dördünde o kitabı çıkarıp okumak sana ne gibi bir cool factor sağladı bilmiyorum. Ayrıca bir kitap ne gibi bir coolluk sağlayabilir ki? Okumak için tasarlanan ve hatta varolan bir şey ile sabahın dördünde "hatun kaldırmaca" oynamak...

Her neyse, sabahın köründe Hacettepe yapıldı, kahvaltı edildi, okulun poaçalarının eskisi gibi boktan, çayının ise zift kıvamında olarak adamı ayağa diktiği tekrardan neşe ile hatırlandı. Hatırlanan şeylerden birisi de kadın vücudunun ne kadar "graceful" ve "elegant" olduğu ve bu konuda bizim kampüs kızlarının feci bir eğitime tabi tutulmuş oldukları idi. Bunu kör poğaça ile sindirdikten sonra öğrenci işlerine gidilerek memure hanımlar ile ofis açıldı, üçer transkript, üçer mezuniyet ve üçer diplomaya üçer aslı gibidir vurulması istendi. Son istek haricinde herşeye olumlu yanıt verdi öğrenci işleri abla.

"Onu diploma ile görüşeceksiniz!"
Tamam, görüşmeyiz mi dedik? Öyle bir hava mı esti ne oldu?! Aldım renkli fotokopilerimi gittim diploma ablaya, hayrola bu aralar öğrenci işlerinde bir kadınsal hareket mi var ne?

"Günaydınlar! Diplomalarım bunlar! Aslı gibidir vurmak ister misiniz?" diye söylerken çok başarılı bulduğum ama yazarken çok malca çıkan bir cümle öbeği kurdum.
"Diplomanın aslını görmemiz gerekir"
"Hassiktir!"

Diploma İstanbul'da. Ben bütün planımı programımı bu adamlar bana bu diplomayı verdilerse bir yerde kayıt kuyut tutuyorlardır oradan bakar dümteka diye vururlar diye yapmışım.

"Ama hanfendicim, sizde yok mu bunun kaydı? Diploma no yazmışsınız o var bu var?"
"Yok, biz sadece noter hizmeti vermekteyiz" dedi bankosunun altında "Diploma" üstünde Hacettepe üniversitesi yazmakta olan abla. E iyi denildi, nasolsa yüksek lisans transkripti, mezun olduğuma ve bu kutlu mertebeye erişene kadar okul tarafından herhangi bir suç üstünde suçüstü yakalanmadığıma dair belge de alınacağına göre, bakan insan, ki bir abla olacak o da bu gidişle, herhalde sallamaz. Çok sallarsa götürür sallarım diplomayı yüzüne! Bir masası varsa DAN! diye vururum makinayı ea şey diplomayı hayalleri kurmaya geçtim.

Daha sonra öğleden sonrayı beklemek için vakit öldürülmeye çalışıldı. Çalışıldı diyorum, zira hocalar haşırt diye tatile kaçtıklarından bölümler bomboş, yaz okulu sevmemekte edebiyat, ama mühendislikler neredeyse tam kadro buradalar. Ama f4stjack kulunuzun arkadaşları yine de arazi olmayı tercihlemişler.

İki satır yemek yenildi, bol bol kola içildi derken ınınııın öğle tatili biteyazdı. Ben gitmiş bulundum, almış bulundum lisans dönemimin hipermegamanyak notlarını içeren transkriptimi ve mezuniyet belgemi. Haşırt diye kızılaya attım kendimi. Bir an önce kargoya vermek, ne olacaksa artık olsun istemekteyim.

Kargo şirketlerinin şöyle uyuz bir durumu var. Ne zaman gitsem küfrediyorum azizim. Bu heriflerin bilgisayarlarında hem benim hem sizin hem de daha önce kargo ile iş yapmış herkesin adresi var ama illa ki o üstüne bir türlü yazılamayan ve tükenmediği iddia edilse de çatır çatır tükenmiş olan kalemlerle birşeyler çiziktirmek zorundasınız. Sinir dingildetici bir muharebe bu. Poşet kayar, y'niz g olur, posta kodu ne, ay telefon bilmemne... derken derken üç adet poşet yazıldı verildi "48 saate gider ağbi" denilen kargocu abi ile konuşularak stres yapıldı "aman abicim bunun son günü 21'i ne olur bişeyler yapalım hızlı gitsin" serzenişlerime "bişey yapamayız" şeklinde net bir yanıt verildi. Sıçmışım öypsine de böyle işe de deme raddesine gelindiğinden verildi, para da verildi, don paça da verilecekti.

Daha sonra nargilesel tandanslara, alkolik hareketlere akıldı. Bir sürü fotoğraf çekilerek yeni insanlarla tanışıldı. Ha bu arada Ankara'da nargileye arkadaş birayı 7 milyona satan bir mekan da bulundu, nargilesi de oldukça güzel, garsonları daha da güzel. Hem hizmet hızı açısından hem de kulunuzun estetik zevklerine güzel gelmeleri açısından.

Daha sonrasını da anlatırdım da yarına kalsın o da. Zira bir pamukkale dönüş macerası var ki anlatmazsam çatlarım.

Haydin.

istanbul
hosting