26 Temmuz 2010, Pazartesi
saat: 12:35


Saat 1255, eve geliniş, terden sırılsıklam olmuş tişörtü önce yere fırlatış, sonra yerde kurumayacağının idrakine varılıp münasip bir yere asış.

Bankalar ve ptt ve vodafone, üç yer ptt haricinde her yer klimasal klimasal takılmakta, dışarıda bir muson sıcağı varken kapıyı hop geçiyorsunuz arktiklerden bir demet sevgi çiçeği yüzünüze vurmakta.

"Tünaydınlar hanımefendiciğim, ceptelefonu/kredi kartı/fatura yatırmak istemek gibi sapıkça bir isteğim var. Bu isteğimi cüzdanımın boşalması gibi eş derecede sapık bir sonla sonlandırmak istemekteyim... ne dersiniz?" demek istesem de bu laflar sonrasında hıyar benin ve benden daha hıyar hormonlarımın bilimum ayaktopu hareketleri sonucunda dışarı atılacağının bilincindeyim. Ancak ve lakin insan öyle hissediyor! Hele bir de "kredi kartı yatırmak isteyenler atmlerden yatırabilir" şeklinde çokbilmiş bir güvenlikçi de ortamda varsa insan daha da şeker oluyor.

"Güzel kardeşim bana 4 milyon verir misin?"
"Sebep?" diyor şaşırmış kendi içinde asayişi berkemal edememiş güvenlik kardeş
"E siz az önce demediniz mi atmlerden yatırabilirsiniz diye?"
"Evet?"
"E ben atmye gittim, übertıktıklı keypadınızdan şifremi girdim, yatırdım 4 milyonumu vermedi. Paramın üstünü istiyorum ben."
"Ama beyefendi o gelecek aya devredilecek"
"Ya kardeşim daha eve gidicem ben vapura atlayıp, bir ay burada mı kalayım ben?!"
"Bilemem, mesai saatlerimiz kapıda yazıyo"
"Bana zirzopluk yapma! Dört milyonumu ver!"
"Kardeşim manyak mısın!"
"Manyağım! Kaç tane akıllı adam tanıyosun 26 senelik hayatında 5 defa kariyer değişimi yapan!"
"ÖF ya tamam al git ya..."

Güvenliğe ve dolayısıyla bankaya karşı kazanılan bu mini zaferden sonra iç rahatlamış bir şekilde çıkıldı. Bu arada taksimde çılgın bir turist kalabalığı var, Ukrayna'dan kafile mi geldi nedir? Nereye kafamı çevirsem baldır, bacak, ve bilimum dişil vücut parçaları görmekteyim. Ya yukarıdakinin bana garezi var ya da mizah anlayışı çok Brechtsel.

Hala nargileye bir adet arkadaş çaya hasretim...

istanbul
hosting