29 Temmuz 2010, Perşembe
saat: 20:39


Terinin yeni cilalanmış izlenimi verdiği sırtında, tüm Dünya'da barışı simgeleyen daireden oluşan bir simge vardı.
Hani şu okyanuslarda kaçak avlanan balıkçı gemilerini protesto eden, renkli eylemcilerin olduğu organizasyon.
Fokları koruyorlardı, haklılardı.
Balinalar da vardı evet.
Peki ya insanlar?
Onları kim koruyacaktı?
Düşünmüyordu.

Yalnızca dövüşüyordu.
On binlerce yıldır, atalarının en iyi yaptığı işi yapıyordu.
Beyaz teninin tam zıt renginde olan simsiyah eldivenleri parmak uçlarını örtmüyordu.
Kızaran hatta pembeleşen parmak uçları.
Diğer insanlarda çok az olan kesik ve yırtık izleri, maneviyatını simgeleyen birer işaretmişçesine sarıyordu kabuğunu.
Onu öldürmek isteyen tırnaklar, köpek balığı dişinden farksız izler bırakıyordu bedeninde.

Biliyordu.
Rakibinin ya da daha doğru bir deyişle onu öldürmek isteyen katilin zayıf noktalarını.
Çünkü uzmanlaştığı dövüş sanatı bunun gerekliliklerini öğretiyordu insana.
Evet evet, dövüşmek sanattı.
Birini öldürmekse sanatta zirveye ulaşmak.
Bu kadar basitti her şey.

Biz de öğrenmiyor muyduk her şeyi zamanla?
Hayır.
İnsan, sürekli kendini tekrar eden bir türlü zihnini geliştiremeyen yegane canlıydı yeryüzünde.
Binlerce yıldır, nice zorlukla ördüğü çürük ahlak duvarını, tek bir saniyede yerle bir edecek kadar da kördü üstelik.
Ey insanlık,
O kadar güzel ölüyordun ki yaşatmaya kıyamadık...

istanbul
hosting