31 Temmuz 2010, Cumartesi
saat: 23:05


Gün ağarıyor yavaş yavaş, sanki güneşin üstünde devasa bir yük varmış da yükselmek istemiyormuş gibi. Bir tarafta turnacıbaşı'nın kedileri miyavlıyor, fuhuş dolu geçen bir geceyi sona erdirmenin mutluluğu ile. Sarman olan takribi üçbuçuk sularında zilzurna sarhoş şekilde parkedilmiş Şevrolet'in lastiklerine işiyor.

"Selim! Selim kalk!"

Selim hiç oralı olmamaktadır, o sırada sınıfın en güzel kızı Neriman ile kaynakvari bir biçimde öpüşmektedir, filmlerde olduğu gibi hissetmektedir kendini.

"Selim diyorum! Kalksana oğlum, okula geç kalıcaksın"

Gözlerini ovuştura ovuştura Neriman'ın koynundan uyanır Selim. Boktan lisenin boktan ikinci sınıfında, bir tarafında testler diğer tarafında ergenlik, öte yanda okuldaki dersler beri yanda öss stresi ile cebelleşmektedir. Sigaraya henüz başlamamıştır, oysa bu kabile reisi gibi hissedeceği günün ertesi 50 sene sonra akciğer kanserinden öleceği o hüzünlü güne kadar fosur fosur içecektir Selim.

"Tamam yea kalktık! Beş dakka daha uyusaydım nolcaktı yani"

Kahvaltıya oturur, yalandan bir çay iki zeytin tanesi yuvarlar ekmeğe arkadaş olsun diye. Sırt çantasına defterleri tıkıştırır nefret ede ede. Soru bankası ona gülümseyerek bakar çantanın içinden...

"Selim beyler bugün de bizi çözmeyecekler mi?" der gibidir beyaz sayfalar.

"Çözmeyecekler! Ne bugün ne de yarın..." dercesine hışımla kapatır çantanın fırdöndüye dönmüş fermuarını.

Okul standarttır, derslerde uyunmakta, uyunmadığı sıralarda Neriman'ın bacaklarına bakılmakta, biyolojicinin efsanevi vücuduna bakılarak iç geçirilmekte ve beden dersinde sınıfın erkek soyunma odasına döndüğü vakitlerde bahsigeçen biyolojicinin don rengi sorunsalı ortaya çıkmaktadır.

Okul bittikten sonra Tanrı tarafından kullarını denemek için özenle dikaçılaşmış Kazancı yokuşundan dershaneye gider Selim. Etüd denilen ve genel olarak sayfa kenarlarına bilimum grafik hikayesel denemeler çiziktirilerek öldürülen vakitlerdir bunlar. Ha bir de test mest gak guk yapılmakta ama Selim altılı tutturmaya çalışan bir rakun gibi bir türlü doğru "kuttucukları" dolduramamakta ve her deneme sınavı sonrasında rehberlik hocası tarafından bu gidişhatın kötü olduğu ve bir an önce ipin ucunu yakalaması gerektiği telkin edilmektedir. Selim için ip ve ucu boktan ve boş laflardır, rehberlikçi gudik bir şakirttir ve doğrusunu istersek katıksız bir ibne olduğu düşünülmektedir.

Selim evine gider, üstünü değiştirir, ve özenle aynı geçecek diğer günün gelmesi için gözlerini kapatır.



istanbul
hosting