|
05 Ağustos 2010, Perşembe
saat: 03:48
kadın beni hala aramadı. tarih yaklaşınca haberleşiriz demişti aslında, aramasına hala bir hafta var diyebiliriz o yüzden. ama arasın lütfen. bende de telefonu yok. olsa bile böyle bir durumda benim kendisini aramam sanırım garip kaçar. kadından hiç ses çıkmasa bile yine de önümüzdeki hafta döneceğim. hatta tarihi daha erkene çekmemek için kendimi zor tutuyorum. yoruldum çünkü biraz. bunun dinlenme temelli birşey olması gerekiyordu ne de olsa, sabretmekten ziyade. hem zaten deniz bir haftadır bok gibi. yani yüzmek için. insan boyundan uzun dalgalar var. bugün akşamüstüne doğru gidip bir saat oturdum plajda. güneşlendim denemez. güneşlenmeyi sevmem zaten. daha ziyade, bir şezlonga yanlamasına oturup, tişörtümü ve şortumu bile çıkarmadan sigara içip etrafı izledim. alışveriş merkezlerinin en üst katındaki o yemek yeme yerleri bende nasıl bir yabancılık hissi uyandırıyorsa, plajdaki insanları izlemek de bugün üzerimde aynı etkiyi bıraktı. bu kadar çok insanın aynı ihtiyacı aynı anda duyması bana garip geliyor işte, midem bulanır gibi oluyor. sürekli okuyorum ben de. ilk günlerde makalelere de göz atıyordum. ama şu okuduğum kitap bitene kadar onlara elimi sürmemeye karar verdim. orada okumak için meraktan öldüğüm birşey varken kendi kendime ceza veriyormuşum gibi geliyor çünkü öbür türlü. yarın biter herhalde kitap. bazen keşke bütün kitap savaş dönemiyle ilgili olsaydı diyorum. ne zaman onunla ilgili birşeyden söz edecek olsa soluğumu tutup okuyorum. istanbul'daki eve dair en çok sinekliği özledim. onu alıp da pencereye takmamızı takip eden birkaç gün boyunca sineklik her aklıma geldiğimde sevinçten zıplayıp el çırpıyordum. bir de fırını özledim. henüz bir kere kullanabildim. doğumgünü hediyemdi kendisi. ama şimdi her sıkıldığımda fırında neler neler pişiririm diye düşünüp heyecan yapıyorum. yemek yapmaktan çok anlıyormuşum gibi. | ||
|
|
||