|
06 Ağustos 2010, Cuma
saat: 23:00
Nispet yapar gibi kardeşimden geriye kalan ev ahalisi de tatile çıktı kısa süreligine de olsa. resmen böcek gibi kaçışmaktalar sıcak dolayısı ile. ben ise geçmek bilmeyen rahatsızlığım ile sadece soğumuş hayallerime dönebiliyorum yüzümü yine evde kukumav misali. en azından serin.. haftasonu kafamı dinlerim diyordum ama rahatsızlığım geçmedi, yine başladı yanmalar ve şişlik, ilaçlar kesmedi. yemek yemeyi bırakmayı düşünüyorum. bakalım fizyolojik bir değişim söz konusu olacak mı? alakası da yokki. pazartesi ya da salı en geç doktor yolları gözüktü yine, hatta iki ayrı doktor. canım sıkıldı bu duruma ama bende kaşındım biraz, evet. böbrek ağrısı mı başladı ne şimdi de? tanrı, ne kadar hastalık hastası biri haline getirdin lan beni.. yüz-astar mevzuuna döndü olay. bütün gün muhabbet ettiğim, ara ara sıcaktan ağlamaklı gözlerle kesik attığım vantilatörüm intihar etti yine. ama bu sefer sağlam attı kendini yere. nedense hep arkamı dönüp ayağa kalktıgımda yapıyor bunu. bazen mutfağa gittiğimde. neyse, yarına kadar kendine gelir mi bilemiyorum.. umarım gelir. ve bugün ekrana dalmış gözlerim, ekrandan koparak bir an karşımdaki apartman arası güzeli erik ağacına odaklandığında tam, nereden düştüğünü kestiremediğim renkli ve seksi bir külot saplanıverdi dalın birine. sonra işi gücü bırakıp, müziğin yarattığı ambiyansta yaprağın üzerinde sere serpe yatan külotla bir yarım saat bakıştık..neden düşmüş olabileceğini, süzüle süzüle düşmüş bir külotla bana ne gibi bir işaret verilmeye çalışıldığını ve onu oradan nasıl alacaklarını düşündüm. benim balkonuma girmek zorundalar. öyle bereketli bir balkonki her işi gücü olan balkonuma ayak basıyor, deli olacağım. niye? gerçekten sıkıcı olmuşum ben. giderayak daha da sıkıcılaşmaya başladım. amma da saçmalıyorum bu ara. saçmalarımı özlemişim. deniz ve kuma ayak basmadan bir yaz geçiriyorum ilk defa, tuhaf hissediyorum. ve gerçekten böbreğim ağrıyor hafif hafif. cefamı sikeyim.. sefa süremeden geberip gitmesem bari. gider miyim ki? | ||
|
|
||