|
08 Ağustos 2010, Pazartesi
saat: 23:45
bir şeyleri tam kaybetmek üzereyken değerini anlamak ne tuhaf. ve aynı zamanda ne kadar insani. değil mi? bugün çalıştım. neyse ki yoğun değildi. ve pazar günü çalışmanın tek güzel yanı, pazartesi sendromunu yaşamamak olmalı. tut ki yarın salı. tabi acısı perşembe'yi cuma sandığım zaman çıkacak. neyse. nasıl olsa işimden daha fazla nefret edemem. hiçbir zaman ayakkabılara düşkün bir kadın olmadım. benim için ayakkabı, giydiğim kıyafetle renk ve tarz olarak uyumlu olmasından ibaret idi. ama son zamanlarda çıldırmış olmalıyım. bütün güzel ayakkabılara aşık oluyorum. onları ayaklarımda hayal ediyorum. en son hotiç'ten pembe bi ayakkabı aldım. o da bana karşı boş değildi. şu an güzel bi ilişkimiz var. s. ile sürekli iletişim halindeyiz. ama ne derler; eski kaşardan tost, eski sevgiliden dost olmazmış. kendisinin hoşuna gitmeyen şeyleri çok iyi bildiğim için hemen harekete geçtim ve beni rahat bırakmasını sağladım. zira telefonda söylenen ''seni çok istiyorum.'' cümlesine daha fazla kayıtsız kalamazdım. kendi kendimin diyetisyeni ve antrenörü olmam sonunda meyvesini vermeye başladı. etrafımdaki herkes çok zayıfladığımı söylüyor. bir 5 kg. daha var. ha gayret! sabah uyanabilirsem, ki hiç sanmıyorum, sahilde koşacağım. | ||
|
|
||