|
11 Ağustos 2010, Çarşamba
saat: 19:27
Mülakatlara çağrılmadığım günlerde kendimi yalnız hissetmeye başladım. Neyse ki yarınlık mülakatım da hazır bugünden. Şu boş günlere alışmaya başladım nerdeyse, bütün gün kitap okuyarak, belgesel izlereyek, iş görüşmelerine giderek, akşamları rakkasta iki bira içerek ve öz disiplinim üzerine kafa patlatarak geçiyor. Yemek alışkanlıklarımdan birkaç tanesini, günlük olarak yaptığım zararlı aktivitelerden de bir tanesini hayatımdan çıkartıp isteklerimi kontrol altına alma çalışmalarıma başladım. Bunu yapabildiğim zaman zaaflarıma yenilmemek çok daha kolay olucak. Ara ara Gandhi gibi sözcük orucu da yapmayı düşünmüyor değilim aslında ama henüz düzenimi oturtamadığımdan buna cesaret edemiyorum. Bir süre Türkiye içerisinde seyahat etmeye karar verdim, yarım bıraktığım Karadeniz turumu tamamlayıp ordan da diğer çerkes köylerini ziyaret etmek istiyorum. Sonrası ise en büyük seyahatim olucak, uzun süredir planladığım bir süredir üzerine haftada iki kitap okuduğum topraklara gidicem ama gerçekten hazır olduğumda. Şu an yapmam gereken tek şey, bu satırları sürekli tekrarlamak; Kalbinde çözülmeden kalan her şey için sabırlı ol. Soruların kendisini sevmeye çalış. Kilitli odalar ve yabancı lisanda yazılmış kitaplar gibi, cevapları şimdi arama, şu anda cevaplar sana verilemez; çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu, her şeyi yaşama meselesidir. Şu anda, senin soruyu yaşaman gerekiyor. Belki daha ilerde, farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabını yaşarken bulacaksın... | ||
|
|
||