|
15 Ağustos 2010, Pazar
saat: 03:06
az önce berbat bir kabus gördüm ama yatmadan belliydi zaten. gecenin onunda yemek yedik, sonra bi de süt içtim. sonra annem karın ağrısıyla yattı. bana iyi geceler falan demedi. gittim yanına çok içten sarıldı, sanki birşey olacakmış gibi sarıldı yani. zor tuttum ağlamamak için. bugün m. de uzun zaman sonra ilk kez gördü ve bu kadar zayıfladığını tahmin etmediğini söyledi. sonra kabusumda annem, teyzem, ben bir yere tatile gidiyoruz. daha yolun başında bir kavgaya şahit oluyoruz. iki adam bir kadın bir de küçük çocuk var. bizimkiller panikte, apar topar kaçıyoruz oradan. sonra birden otelin lobisinde buluyoruz kendimizi ama o çocuk da orda. ben onunla konuşmaya başlıyorum, onu çok sevdiğimi söylüyorum, o da bana " ben de seni çok sevdim, hatta annemle fotoğrafını bile çektik" diyor. işlerine karışırsam beni bulmak için yaptıklarını anlıyorum, yusuf yusuf oluyorum. sonra bu otelde akşam abuk subuk eğlenceler oluyor. "kim kimi tutarsa" şeklindeki bu eğlenceleri izlerken bir akşam da bendeniz japon bir resepsiyonistle işi pişiriyorum efendim. (akşam tv'de bitirim ikili 3 vardı.) ertesi gün aynı adamı ararken birden ortalık karışıyor. böyle işlere girişen bütün çalışanları tutukluyorlar. ben benim çekiği kurtarmak için birlikte olduğumuzu 207 numaralı odada kaldığımızı söylüyorum. o odanın kirası da gecelik 110 $ (akşam çocuklar duymasın'da gittikleri havuzun giriş ücreti 110 tl'ydi.) sonra asıl kabus kısmına gelelim. havuza iniyorum. annemler falan orada. kapalı bir havuz. annem birdenbire suya balıklama atlıyor. sonra hemen karaya çıkıyor. belden aşağısı büzüşmüş, küçücük kalmış. bacakları sönmüş sanki. bir de şeffaflaşmış, balık gibi olmuş. "bacaklarımı hissetmiyorum" diyor. kolları üzerinde sürünerek ilerlemeye çalışıyor. hemen yanına koşuyorum, ona durumunu belli etmeden bacaklarına, ayaklarına masaj yapmaya çalışıyorum. yaptıkça biraz düzeliyor. ayakları eski haline dönmeye başlıyor. sonra uyandım işte. yatakta ağlamamak, annemin yanına koşmamak için zor dururken birden alarm çalmaya başladı. yarı tırsak şekilde aşağıya indim, ışıkları açtım. her zamanki gibi sıcaktan düşüp çalmaya başlamış. bu sefer de küçük tuvaletin kapısı "tak tak" çarpmaya başladı, çok rüzgar varmış gibi. "acaba orada biri mi var?" diye korktum bu sefer de. bakmayı götüm yemedi. yukarı çıktım, babamı kaldırdım. onunla tekrar indik. birşey yok. sonra bir baktım akşam yaktığım mumları söndürmemiş babam yatarken. dışarıda yanıp duruyorlar. kedinin biri çarpıp düşürse yandık maazallah. çıktım bi de onları söndürdüm. tam odama çıktım davulcu geldi. korkunç çalıyor zaten. bir de onu dinledim bunları yazarken. yazmak zorundaydım, yoksa rahatlayamazdım. halbuki ben bugün geçirdiğim güzel günü anlatacaktım ama neyse artık onu da yarın anlatırım. ayrıca bugün ayak parmağımı taşa çarptım. şişti ve morardı. umarım çatlak / kırık yoktur. doğumgünümde parmağımı sıkıştırmıştım ya, aynı öyle morardı. tüm bu aşağı in koş, yukarı koş, tekrar aşağı in vb. aktivitelerimizi bu acıyan koca parmakla yaptım. acıma acı, geceme renk (mor) kattı ! ****************************************** bu da bir reklamdan, kilo aldırıcı içecek karışımı: "Şimdi Balık Etli, Yuvarlak Hatlı Kadınlar Dönemi..." hangi gezegende yaşıyorlarsa ben de gitmek istiyorum oraya. | ||
|
|
||