17 Ağustos 2010, Salı
saat: 02:02


Şimdi ne yazayım ki bunca vakitten sonra ne denir neler yazılır.Bir sürü şey oldu tabi,olmaması imkansız.Olmadı desem zaten inanılmaz.Oldu haberim yoktu,yada oldu da ben bunları olmamış varsayıyorum mu demeli ne bileyim.yazamamak mı? yazmakla yazmayı dilemenin,yazsak nolcak yada yaz işte sus artıkların aralarındaki prangamsı ahtopotlardan bertaraf olup da bir şeyleri karalamak adına mürekkep damlalalarını dökeceğim kararım kesin:)

Şimdi normal elle tutulur ne oldu derseniz egoyu tavan yaptırdım tamam bu kesin,o 2010 avrupa kültür başkenti kapsamındaki şiir kulesi isimli 70 kişiden oluşan projemi alnımın akıyla başarıyla nihayetine kavuşturdum,normal ötesi bir başarıyı kattım düşüme.müzikal dans ve şiiri ve bir okadar görselliğe gark olmuş gülümseyen yüzleri,elleri kıpkırmızı olana dek süren alkış seslerini ve tebrikler diyen dilleri hissetmek gibisi yok o sahnede ve ardından gelen arkçı sahnelerde...ilçede gazetelerde şıklar ve rüküşler sayfalarına bile çıktım ama şık seçildim bilesiniz,halbuki saçlarımı wc de toplamıştım beğenmişler:))bu arada çıkacak romanla ilgilenemedim,aşk hayatıma gelince yok öyle bir hayat,fotosentez bizimkisi,biriktiriyorum bakalım nezaman soluyacağım:)


şakalar bir yana bazı bazı sendromlar oluyor neticede,aylardır yazamadığımı farkettim bu arada,buradan başlamak iyidir dedim dün işte ilk kez aylardan sonra bir şeyler karaladım.ben kendimi dinleme evresindeyim şimdi,hiç dinlemedim kimseyi,kendimi de,hep nereye gittiysem kafamın dikine gittim.aslolan bazı renkleri kaçırmışım yaşamda onu farkettim geçenlerde. radio head'in plastik ağaçları çalıyordu fonda.benim zihnim rengarenk bir abaküs panoraması.arada uçup duran uçurtmalar vardı gökte ve büyük bir çöl rüzgarı,kumlar girdi yüzüme gözüme,bit kadar ben, dev bir abaküs ve iki üç renk uçurtma...çok uzaklarda devasal bir keman dikilmekteydi ve bir de deniz anası..bilmem uzandım yatağa ve farkına varmadan gelip giden bu kum yığınında ayaklarını yakmadan yürüyebilen kaç kişi var diye saydım.biliyormusunuz?çok kişi var neden mi çünkü yaşamın akışındaki bu sıcak kumları okadar hızlı geçmek istiyoruz ki aslında gerçeğin ve yaşamı oluşturan zamanın yanmış ayak altlarında gizlenmiş olduğunu unutuyoruz.


yürüdüm bir müddet yana yana ayak altlarım,oturdum bir piedra ırmağı bulamasamda bir su birikintisine ve yanan ayaklarımı bıraktım avuçlarına... ve çalan kemanın ve onu dınleyen deniz anasının da ayakları varmı onlarda yanıyormu diye düşündüm nedensiz bir merak içinde...rengarenk taşlar doldurdum cebime.gittim abaküse dizdim onları.sonra saydım tek tek mutluluklarımı.sayılarını bir kağıda yazıp gömdüm kumlara.üzüntülerimi saymadım,sadece sessizce yaşadım onları gömmekse sadece kalbe olurdu lakin o kalp okadar sıcak değildi onları almaya.

sıkılmışlık ve yavanlık ve sergüzeştlik neyse dibine vurdum diye bilirim,miyadı da doldu artık bu başıbozukluğun onunda bilincindeyim.kendimi çırılcıplak görmek bir aynanın karşısında ne kadar doğalsa ben kendimi bir ayna karşısından daha daha da uzaklarda görmek istedim...

az biraz sürüklendim sanırım.sonra tekrar bir lodosun baldırında,denize dair şarkılar tuttum az bunalmış az biraz da yetim.saçmalamak ve hatalar bizim için ve yaratılmanın mayasındadır günahlar,kandırılmalar ve ağıtlar.


ben bunların her birini bir dişimi dökmüş gibi söktüm attım,yenisi çıkarmı çıkmaz mı bilmeden sarıp renkli bir top kurdeleye karşı evin çatısına fırlattım,herkesi affettim ben,en çok da kendimi,şimdi yüzümde kocaman bir gülümseme bir tek kendimin göremediği usulca ayaklarım yanarak bir sözcük bıraktım izime bende iz bırakan


kırgınlığım lunaparkta unutulmuş bir çocuğun nefreti kadar,
Sorun atlı karıncalar değildi, Dönüp duran dolaplar!"


istanbul
hosting