|
25 Ağustos 2010, Çarşamba
saat: 17:30
çevrende yankılanan hiç bir ses ona ait değildi. içinde hiç bir tıtreşim barındırmadan savrulup duruyordu boşlukta. televizyonda binlerce kalabalığın bir kelime uğruna ortaya koyduğu büyük coşku. siyasilerin bütün maharetleriyle kelimeleri daha vurgulu daha öfkeli daha kendinden geçercesine söyleyişi. duvara sırtını dayamış adamın karşısındakı üç beş insana tam inanmış bir adam edasıyla vaaz edişi. içinde durmadan susan bir adam. elinde son parasıyla aldığı biletle memleketine gideceği treni kaçırmış birinin suskunluğu gibiydi derin içe akan sessizliği.kalkan hiç bir tren şehrinden geçmiyordu. kaç zamandır masaya dirseğini dayamış içinin kapılarını açacak kelimelerin gelmesini bekliyordu. kırkıncı kapıya kadar durmaksızın bir savaşın başlayacak olması umrunda değildi. beklenen gelmeli ve olacak olmalıydı. gözlerini şaşılığına bırakmış meraklı çocuğun üç boyutlu resme bakıp "gördüm" demesi gibi zihni bulanıklığı ardına gizli kendi yazgısını görmeliydi. acılarını yazabilirdi. fedakarlıklarını. yapıp ettiklerini. aşkın kırık kol gibi içinde eğri tuttuğunu söyleyip fon eşliğinde galaya hazırlayabilirde tüm sevmelerini. bütün birikmiş resimlerini yırtabilirdi. yüzüne masum bir çehre geçirip konferanslar düzenleyebilirdi. kelimeleri satmak kadar hep geçer akçe başka ne vardı ki. aklına üşüşen hiç bir merhem içinde dipten akıp giden sızısını susturmuyordu. kılcaldamarına yer etmiş ur gibiydi kalbi. bütün gidilebilir yollara yâr uçmuştu. öğretmendi. tek bildiği buydu. ve tatildeydi. tanrım telaşımsın. | ||
|
|
||