|
29 Ağustos 2010, Pazar
saat: 14:22
Tıpki filmlerdeki gibi yürürken kendimi siyah beyaz hissediyorum.Etrafımdaki her şey hızlıca akıyor bense çok yavaşım.Sanki klip çekim montajındayım. Metro her zamankinden daha kalabalık daha pis.Boş bir yer bulup oturuyorum.Sağ tarafımda tonton bir teyze.Sol tarafımda kokan bir amca. Eve geliyorum.Her zamanki gibi boş. Kapının altına bırakılmış bir mektup. Üstünde yazı yazmıyor. Açıyorum zarfı. Özensizce beyaz bir kağıda yazılmış bir not. "Doğum günün kutlu olsun, iyiki varsın" Günler bu akdar çabuk hızla akmış olamaz.Dogum günüme daha altı ay olduğuna kalıbımı basarım.Koşarak takvime bakıyorum.Yanılmıyorum.Doğum günüme daha çok var.Yanlışlık olmalı diyorum. Rutin işlerimle boğuşup uyuyorum. ERtesi akşam eve girdiğimde bir not daha buluyorum. "Doğum günün kutlu olsun, iyiki varsın" Dejavu dediklerini iliklerime kadar hissediyorum. Aynı not ve aynı şaşkınlık ile karşı karşısayayım.Tekrar takvime bakıyorum. Dogum günüme hala çok var. Ve ertesi akşam kendimi siyah beyaz hissetmediğimi herkes ile aynı hızda ilerlediğimi farkediyorum. Apartmana girip merdivenleri üçer beşer çıkıp not var mı diye bakıyorum.Yanılmıyorum. "Doğum günün kutlu olsun, iyiki varsın" Artık takvime bakmıyorum. Notları masamın üstünde biriktiriyorum. Notlar gittikçe birikiyor.Hala kimin gönderdiğini bilmiyorum. Bir sabah evden çıkmadan kapının önüne bir not bırakıyorum "Teşekkür ederim,fakat doğum günüme çok var" Akşamı iple çekiyorum.Eve gelene kadar herkesden en renkli ben herkesden en hızlı benim.Merdivenleri bir solukta çıkıyorum. Not kağıdı alınmış.KApıyo açıyorum,herzamanki yerinde beyaz zarfı buluyorum.Heycanla açıp okuyorum... Gözlerimi açtığımda hastanedeydim.Başucumda bir çiçek,üstünde bir not; "Doğum günün kutlu olsun, iyiki varsın" Gülümsüyorum... | ||
|
|
||