|
30 Ağustos 2010, Pazartesi
saat: 22:03
Bugün taşındım, yoruldum, ayaklarım sızlamakta hala, halbuki ben değil, hamallar taşıdı her bir parçayı, bana kalan iki gündür süren kolileme, toplama, ufak tefek parçaları önceden götürme gibi ufak işlerdi. Hamallık ... Fiziksel emeğin zirve yaptığı bir meslek bu, zorlu, ekmek beline olan kuvvette, kollarında, alnındaki terde. İçlerinden biri, ne yapacağımı bilemediğimden bir köşeye bıraktığım eski mi eski küçük ses sistemine takıldı, ne olduğunu sordu, cevap vermeden çocuğu olup olmadığını sordum, var dedi, "peki bilgisayar falan oynuyor mu?", biraz duraksadıktan sonra "olsa oynar da" dedi, yok. Olsun dedim, takınca "iyi ses verir, çalışıyor, sen götür yine de" dedim. Her şeye rağmen sevindi, ben üzüldüm, kurtulmak için eşyalara el attım biraz, unuttum. Sonra düşündüm ben kimim diye, sonuçta bir devlet memuru, ben değil ekmeğini - ekmek de yemezler gerçi - kazanç şekli meçhul kaymak tabaka az biraz sorgulasın kendisini diye rahatlattım bünyeyi, anlaştığımızdan az biraz daha fazla vererek de iyice huzura erdim. ... Ev yeni tabii, dokunulmamışlığın verdiği bugün ayırdına vardığımız eksikleri var, su saati yokmuş mesela, elektrik saati kapalı değil mühürlüymüş falan, bir de apartmanın dayısı var, aslında görevlisi, pek yardımsever biri değil, hatta ters çoğunlukla, arada takışacak biri çıktı, heyecanlı olur. Neyse, eksikler hallolacak galiba yarın, ben de artık yeni evimde olacağım. (bkz: du bakali n'olecak)? | ||
|
|
||