|
01 Eylül 2010, Çarşamba
saat: 22:35
bir ağaca bak dedi. hayatı da ölümü de o söyler sana. nasıl diye soracak oldu. soruların sustuğu yerde olduğunu hatırladı. soru yoktu. yalnızca neyse o vardı. hiç bir şeyin üstü de altı da örtük değildi. içini ğösteren bir yalınlık vardı. gözünün dokunduğu her şey konuşuyordu. bir ağaca bak. gövdesini örten toprağın ana rahmine benzer içtenliğinden, yarılıp dünyaya merhaba deyişi içinde halka halka hikayelenmiş. kendini ele veren mühürler taşıyor. dalların göğe el açar tavrında insanın bitmez istekleri ve uslanmaz haykırışları vardır. baş eğmez kavgaları. ağaç çok mitolojinin anasıdır. ondan türer insanlık. içinde saklıdır habil de kabil de. hayatı örseleyen dönülmeze eğen koca uçururmalar hapseden insanı her şeyiyle içinde taşır. sonra besler göldesine sarar. dal budak sahiplenir. taaki bir gün bir insan. hırsla yere up uzun sersin diye. ateş de su da toprak da hava da odur. heptir hiçtir o. bir birini boğan elementler bir birini var eder. ölmek de olmak da aynı şeydir. ağacın her düşen yaprağında bir insanın kaderi evrilir. bir insanın parmak izi kendini açığa verir. ağaç aynadır. hızla giden her ömrün bir yol hikeyesi işlidir gövdesinde. kabük bağlamış yaşamların tam ortasından geçer yollar. eğri ezik büzük. ama kendincedir. değişmez kaynaşmaz benzeşmez. tepe aşağı akan ırmak gibi tekinsiz. ağaçatan ne çok put yaptı insan. şekil verdi. tüm açıklığı hayatın silindi. dümdüz ve pürüzsüz sirlar kaldı. insan açıklığıyla bilinenden kendi sırrına gömüldü. "tanrım içimdeki putları devir" | ||
|
|
||