|
05 Eylül 2010, Pazar
saat: 13:41
Yaklaşık iki hafta önce varlığının özlemiyle uyandığımı hatırlıyorum bir, bir de dün gece buralarda kuzeniyle gezinirken gördüğümde onca zamandan sonra gerçekten ne kadar özlediğimi hissettiğimi. Ve dün gece farkettim ki gerçekten çok seviyorum hala, ama çocuğum gibi. bir annenin evladına duyduğu o tuhaf, karşılıksız sevgi ile huzur bulması gibi. O duru ve insani yönünü o kadar çok özlemişim ki. Bir dost olarak ona hayatımda çok ihtiyacım var. Kimseye benzemiyor, bundan eminim maalesef. Dün kuzeniyle konuştuğumuzda çıtlattım canımın sıkkın olduğunu, biliyordum yetiştirdiğinde aklına düşeceğini. Keza kuzeninin de ne kadar piç olduğunu. Alkollü olmasının verdiği rahatlıkla yarım saat sonra aradı, titrek sesiyle konuşmak ister misin? gelip alayım mı seni? dedi, mırlayarak peki dedim. Mecburdum, onca yıl yaşanmışlıklara hapsettiğimiz paylaşımlardan sonra kimsenin yanımdan bir yabancı gibi geçmesini hazmedemiyorum, canım acıyor. Ki bir saniyeliğine bile hayatımı koklamasına izin verdiğim insanlara gereğinden fazla hassas değerler biçen "ben" için zor bir durum. Neyi, nasıl paylaştığım da önemli tabi bu noktada. Her neyse. Sağlam adam etmişim bir de onu farkettim, çok güzel şeyler başarmış. Etmişim diyorum, ettiğimin kendisi de farkındaydı. Hem bende yıllarca kafama kakmaktan bıkmadığı ama benim inatla anlamak istemediğim bir çok şeyi kabullenmiştim artık. Karşılıklı gülüşüp, konuşup, biraz dertleşip dağıldık. Bir de bu sabah uyandığımda, yine iki hafta önce gördüğüm ölümcül rüyanın etkisiyle mevcut durum sebebiyle, önümüzdeki günlerde genel anestezi altında mevzuata girmekten tırstığımı farkettim bir an için. Acısız ama ağır bir rüyaydı. boynumdan vurularak kan kaybından hissizleşiyordum, huzur içinde gitmekte olduğumu bilsem de henüz ölmek istemiyorum diye haykırıyordum ancak başımdaki kalabalığın kulakları duymuyordu.. Ağızlarından döküldüğünü gözlerimle okuyabildiğim son cümle artık hiçbir şey yapamayız idi. Madem istemiyordum da niye o kadar acısız, huzurlu, tuhaf güzellikte bir hissiyat içinde öldüm ulan? asabım bozuldu, kahve içeyim ben. şerefine yağmur! | ||
|
|
||