14 Eylül 2010, Salı
saat: 02:18


bu günce, güncemkomdaki BAAAAAĞYAN kardeşlerime gelsin.

şimdi sizin böyle bi saçınızla oynama, sonuçları asla beğenmeme, kuaförden sürekli 5-0 mağlup ayrılma, ama yine de saçınıza bişiy yaptırmak zorunda hissetme, yine aynı adama kelleyi teslim etme, ikrah edip kuaför değiştirdikçe "bu nasıl kesim, nasıl boya, ne yapmışsın sen saçına, dibin gelmiş, saçaklısın, tirfilsin" diye üç paralık adamlar tarafından tartaklanma gibi bir aylık hüsran kaleminiz var ya.

hah, ben onun kesin çözümünü buldum:

kuaföre GİTMİYOSUN abi.

sen daha "kırık" demeden ben sana söyleyeyim, saçın ucu ölü dokudur, uzaması-kısalması ve sağlığıyla bi alakası yoktur. saçın sağlıklı olmasını sağlamanın tek yolu düzgün beslenmek. illa kafa derine bir şey sürmek istersen o da olur. zaten gidip de her hafta fön çektirmezsen, günaşırı sıcak maşa basmazsan kırılmıyor o saç öyle kolayına.

bırak kafasına göre takılsın anasını satayım. bi yıka, kremle, arada tara ölü saç tellerini dök, bitti.

hikayenin vurucu kısmına geliyoruz:

peki bu yolu izleyince ne oluyor?

sekiz senedir kuaför eli değmemiş, pek pek 4-5 kere çeşit olsun diye düz fön falan çekilmiş saçı, yine fön çeksin diye veriyosun şık mahalle kuaförünün eline. hani vardır ya böyle elinden her iş geldiği, bi de şekil dükkan yaptığı için götü kalkmış, devamlı müşterileriyle aşırı kanka olan, müdavim olmayanı paçoz bulursa tepesine çıkan yoğuşak modeli, ondan. ucunu göz kararı kendin aldığın, güneşte papatya suyuyla açtığın saçı "aman ne sağlıklı, ne gür çıkmış, rengi ne güzel akdeniz röflesi gibi" diye övüyor. klikçi mahalle kuaföründen övgü alıyorsun lan. tasarruf ettiğin zaman, para, sinir yıpranması da cabası.

ha ben ağdayı da kendim yapıyorum mesela ama sen dersin ki ben akli dengesi yerinde, makul bir insanım, ayda iki kere etimden et koparmaya elim gitmiyor, o zaman git kuaföre ağdacıya, o başka.



istanbul
hosting