|
17 Eylül 2010, Cuma
saat: 22:58
çünkü ben dizlerimin hiç yaralnmadığı oyunlar oynamadım. acı yanıbaşımda aktı ilk bahar yağmurunda taşan dere gibi. hızla ve mutemadiyen kavga ettim. yaşım hep küçüktü yandaşlarımdan. öne oturtulmanın kahrnı aşkı içime gömerek çıkardım. inatlarım oldu. sabahtan akşama kızılcık sopasıyla yediğim dayaklara. bir çiğnemlik kenger sakızını hırsla ve ezerek çiğnedim. morluklarımı sevdim. benim olan benimdi. övgüsüyle sövgüsüyle. çünkü dizlerimin hep yaralandığı koşularım oldu. türlü çeşit korna sesi taklitleriyle süslediğim. beni ortaya koyuşumun dilini ıslıkla öğrendim. geceyi geçtiğinde vakit kırağı düştü uzandığım çayırın benden kalanına. boğulur gibi içtiğim sigara ruzgarın kavak yaprakalrına değmesi gibi kayboldu gecede. söylemedim hangi yaram kimden kaldı. bıçağın kemiğe dayandığı yerlerden kan kardeşi seçmedim kendime. ıslatıp saçımı inadına arkaya taradım. hep inatlaştım hayatla. çünkü dizlerim her yaralanadığında sevgilimin karşısına çıkacak pantolonum olmadı... şimdi kısa pantolonlarla da sokağa çıkılabiliniyor olduğu çağda düşecek kadar koşmuyorum. yaralanmadan da seviyormuş insan. | ||
|
|
||