20 Eylül 2010, Pazartesi
saat: 16:59


nereden başlasam nasıl anlatsam bilinmez buraya bile yazamam günce yani o derece çetrefiller :)) İsviçre'ye geldim 10 eylül-16 eylül diye sonra Türk yemeği yaptım kaldığım evdeki arkadaşlara, onlar da bana burada rakı bulmasınlar mı allaahh sarmalar dolmalar, közlenmiş patlıcan salataları börekler iki de Türk ooohhh daha ne isterim her konuştuğumu Almanca'ya çevirdiler "falan filan" a kadar :)) Çok eğlendik o gün. Sonra yoğun istek üzerine biletimi bugüne kadar uzattık. Akşam Paris'e geri dönüyorum.Özeti bu detayları broca'ya ve İso'ya anlatacağım anı iple çekiyorum:)) Az önce Gringoya patatesli omlet yaptım çok sevdi:) Balkonda yedik. Hava güneşli bu gün. Burada insan Heidi'yi daha iyi anlıyor, neden bu kız çocuğu böyle cıbılcızlak kırlarda koşturuyor diye düşünürdüm, burayı görünce anladım günce böyle bir yeşillik olamaz, her yer yeşil. Takıntılı bir ressamın elinden çıkma tablolar gibi baktığınız her yer yeşilin çeşitli tonlarında, her sokakta mutlaka çeşmeler var, çayırlarda milka inekleri dertlerden azade otlanmakta. Küçük parklar, tertemiz yollar caddeler. İnsanlar sakin ve güvenlir bir şehir. Ama her yer aynı... İlk başta çok hoşuna gidiyor insanın ama zamanla bu tekdüzelik sıkmaya başlıyor, gözünüz alışıyor. Ha bir de en çok tahta köprüler hoşuma gitti. Etrafı çiçeklerle süslü tahta köprüler, nehirde salınan kuğular, ördekler...Huzur dopingi yaptım diyebilirim. Arınma gibi oldu bir nevi. Şimdi Paris, sonra 11 günüm var, oradan ver elini canım Türkiyem. Öyle özledim ki şamatasını, gürültüsünü, insanlarını, rakısını, denizini. En çok da annemi özledim günce, böyle içimde bi yerde birikti göz yaşlarım bir sarılsam hepsi boşalıverecek oracıkta boğulup öleceğiz ikimiz de sanki, öyle çok özledim. Dönüş yaklaştı, gelecek kaygısı da kapıda, bakalım ne yapacağım bu yıl tam olarak hiç bir fikrim yok. Hiçbir şey net değil. Ama ilk ay annemin dizinin dibinden ayrılasım yok. O kadar çok zaman oldu ki şöyle doya doya bir vakit ayıramadım kadıncağıza, ne düşünür, ne yaşar, nelere üzülür bu kadın yapayalnız otururken? İçim kapkaranlık oluyor bunu düşünürken, üzülüyorum. Ah be baba diye sitem edecek oluyorum ama duyar mı sesimi o taraftan? Duysa ne der kendi kendine? Önünde bir kaç dilim kavun, bir duble rakı, bir parça beyaz peynirle hayal ediyorum onu diğer tarafta. Belki dayım vardır yanında karşılıklı sohbet ediyorlardır... Güzel olsunlar... Biz alıştık galiba onlarsız olmaya ama sinirleniyorum bazen hem de çok. Kep törenimde mesela... Baban görseydi dedi annem... Üç noktaların sonsuzluğuyla öperim seni günce sağlıcakla kal

istanbul
hosting