21 Eylül 2010, Salı
saat: 15:25


Ekrana doğru bir çığlık attım, bütün harfler korkup kaçışınca tüm yazdıklarım yok oldu. Başka saçmalar dökmeye karar verdim.

Bir takım hususlarda, insanlar sanki çok umrumdaymış gibi avaz avaz davranışlarda bulunuyorlar ya bazen.. Nasıl sinsice gülüyorum anlatamam.
Yaralarımın arkasından izliyorum.. Çok eğlendiriyorsunuz beni köpekler, havlamaya devam edin. Yok size mama, var diş.
Diyorum ama iki gün sonra, yüreğim kaldırmıyor affediyorum.. İşte asıl acı gerçek.
Göründüğümden, anlatabildiğimden kat be kat hassasım, yorucu duygusallığım sünger gibi emiyor her acımasızlığı.

İçtiğim kahveleri sabahtan beri üzerime döküyorum. Ya ellerimde ya ağzımda bir yamukluk var bugün, çözemedim. Bugüne kadar neyi çözdüm ki sanki. Sadece sanrılar.

Bebeklerimden biri hamile, gereğinden fazla yabani olduğundan kelli kendini sevdirmiyor diye sinirlensem de ona hazırladığım sıcacık koltuğu keşfetti de uyuyor şimdi içeride. Arada mutfaga geçerken, tek göz vasıtasıyla karşılıklı kesişiyoruz "ne ayak?" dercesine. Neyse, sıkıldım. Boynum ağrıyor, hiçbir şey yapasım yok ama çok şeyin yapılması lazım. Sol baldırım ağrıyor iki gündür. Onu da çözemedim bak, sadece ağrıdığını biliyorum rahatsız edecek derecede.
Bitmek bilmeyen bir çürüme sürecinde sürünerek nefes alıyoruz, bitse de gitsek diye diye.

Dün e. ile konuşurken "ne zaman bu hale geldik biz?" diye sordu. ne zaman değil, nasıl demeliydin dedim, sorunun cevabı varmış gibi.
Yine uzaktayız birbirimizden, gelse de artık kafamı yaslasam omuzuna öyle ağlasak sarhoş gülücüklerle kendi kendini parmaklamaktan yorulmayan bu dünyanın yüzüne karşı. Götüne de denilebilir, evet.

İçimi sıkıştıran öfkeden inanılmaz keyif ve huzur duyuyor ruhum bugün.. Neden gerginim, klişeye tutturulmuş vaziyette bilmiyorum yine.

Vehayt, haplar daha da beter mahvetti artık.. Benim yerime Gen bagırıyor şarkıda;

let's go!
cum junkie!
turn me on!




istanbul
hosting