21 Eylül 2010, Salı
saat: 23:26


Bugün Türkiye'den arkadaşım geldi. Onunla buluştuk dışarda. Telefonun sesi az çalıyor, 31 cevapsız çağrı yapmışlar. Ben Brüksel'de yaşamam bu şekilde. Zaten treni kaçırdım sabah, okula gidemedim. Sonra alışveriş yaptım. 59 Euro verdim çok güzel bi çizmeye, aradığım renk ve modeldeydi; kaldı ki iyi bir fiyattı. Neyse eve geldim, evden çıkarken onu giydim, arkası yırtılmış. Acayip sinirim bozuldu. Geri götürebilir miyim bilmiyorum. Bir de bu sene okul için Leuven'de kalmam mantıklı, trenle de hiç kolay gidilmiyor okula. Ayrıca stajdan sonra tekrar Brüksel'e gelirsem ev tutarım. Böyle olmaz yani.

Komşuyu da iyi ki saplantı yapmamışım yani. Saplantı oldu işte. Platonik aşk gibi değil de beni mutlu eden bir detay oldu adam. Var olması mutlu ediyor sadece. Ha Allah sahibine bağışlasın o değişmez.

saat: 23:27

Ha eve geldim. Annemin sorgulama safhası iğrençti. Ne iş çevirebilirim amk? Bir de gözlerim niye kanlıymış? Lens kullanıyorum.

saat: 23:33

Ha bir de Avusturalyalı mesaj atmış. Evinde parti varmış. Anasının hörekesinde evi. Bir de abime atmamış. Gider miyim bilemiyorum. Sonuçta Brüksel'de de bir çevrem olması lazım. Gerçi ne bileyim. Bilemedim işte. Avusturalyalı benle işi pişirmek peşinde olabilir, öyle bir hava sezmiştim zaten. Ama buraya gelir gelmez buraya ait olma hissi gelişti. Türkiye'de dan diye bir herife atlamadığım için burada da yapamıyorum. Genel halim. Ya zaten o çocuğa o gözle bakmadım ben. Bakar gibi oldum da tamamen yalnızlığımdandı. Muhabbetini filan çok sevdim gerçi, gidebilirim de. Baalım. Aslında istediğim arkadaşlıkla örtüşüyor.

saat: 23:39

Bir tane yakın arkadaşım online olsaydı da genç kız günlüğü tutmasaydım şurda.

istanbul
hosting