25 Eylül 2010, Cumartesi
saat: 20:58


Hastayım. Dün bütün gece öksürdüm. Bugün daha iyiyim. Umarım Pazartesiye geçer.

Wannes "bütün yakışıklı adamlar funk seviyor" tezimi doğruluyor. Ama yakışıklı adamların ilgilenmediği şeylerle de ilgileniyor. Her yerde adını soyadını kullandığı için internet üzerinden direkt takip edebiliyorum kendisini. Facebook kullanmıyor. Ama bir insan lastfm'e niye ad soyadla üye olur? Kendilerinin twitter hesabı aniden gizli olmaktan çıkmış kamuya açılmış. 3 senede 44 twit girmiş. Ben 900 tane boş boş şey yazmışım, üstelik 1 sene içinde. Neyse mevzusu geçen albümü indireceğim ancak paranoyak olduğum için evde dinleyemeyeceğim. Muhtemelen trende dinlerim. Zaten bugün fark ettiğim kadarıyla müziğim apaçi misali binanın her yerinde duyulabiliyor. Daha kısık sesle dinlemeliyim. Ha mimariyle ilgili bir sürü postu var, eşiyle ilgili şeyler de var. Bir sürü bihaber olduğum şey de var. Ulaşamadığım tek bilgiyse doğum tarihi.

O zaman sorarım, bu kadar yakışıklı olup bu kadar ilgi çekici olmak nasıl mümkün olabilir? Bir yanlışlık var, biz böyle görmedik. Allah sahibine bağışlasın.

Benimse içimde hayatım kadar sıkıcı bir insan yaşıyor. Eskiden yeni filmler, yeni albümler keşfetmeyi çok severdim. Şimdi tıkandım gibi bir durum var. Bir sürü dinlenmemiş albüm var ama ben eskiden kalma baştan sona ezbere bildiğim şeylere yöneliyorum. Üstelik 3-5 aydır da böyle. Bana yeni olan herhangi bir şeyi sevebilecekmişim gibi gelmiyor.

Avusturalyalıya gidemedim bugün. Anasının hörekesindeki evine gitmeye üşendim. Zaten gelicem desem de gidemezdim, sürekli hapşuruyorum öksürüyorum. Bir de evde aile bireyleri varken nasıl parti yapılabilir ki? Biz böyle görmedik. Aile olan eve gidilmez, prensip budur. Ben ailemin olduğu eve insanlar gelsin de istemem, rahat edemem çünkü.

Yersiz bir sinir bozukluğu yaşıyorum. Babam Grand Place'a çağırıyor. Hastayım, geberiyorum. Israrla arayarak arkadaki müziği dinletiyor. Bu durum benim sadece sinirimi bozuyor. "Alo" diyorsun duymuyor. Bir daha arıyorsun, yine duymuyor. Yine duymuyor. Bu kadar sinirlenmeye gerek yok ama di mi?

Bodrumda duran yığınla kitabı almaya gidiyorum. Eve giriyorum elimde kitaplarla, Neko ayaklarıma dolanıyor, hayvana ana avrat küfrediyorum.

Bu her şeye sinirlenme hali 6-7 aydır var. Geçici zannediyordum ama ara ara tekrar başgösteriyor. Sinirli olmayacağım artık diye diye normalde olduğundan çok daha sinirli bir hale geldim. Çok da sinirli değildim aslında eskiden.

Neyse ki daha çok sinirleniyorum, daha yüksek bir dozda sinirleniyorum ama etrafa belli etmiyorum. Mesela telefonu kapattıktan sonra çat diye masaya koyuyorum. Ya da kedi Türkçe anlamıyor.

Ha babam bu sefer konuştu, ama yine de müziği dinletmek istedi. Gülümsedim kendimce, "tamam" dedim, telefonu hoparlöre koydum bekliyorum. İçinde elektro gitar olan her şeye karşı büyük bir sevgi beslediğimi sanıyor olması muhtemel. Ama dallama bir Fransız duyuyorum şu an. Kötü yani. Ama babamı seviyorum.

Kendimi sıkıcı buluyorum. Bir ilişkim olsa ve sıkılmaya başlasak yine bir ruh hastasına dönüşmez miyim? Dönüşürüm. Onun için kendimle ilgili çok yüksek beklentilere girmemem lazım. Bir de Wannes gibi bir adamla tanışsam zaten yanında rahat hissedemem, tehdit altında hissederim. Bunu da biliyorum.

Ya gerçekten boşluktan, sıkıntıdan araştırıyorum adamı da. Tamamen hayalimde yarattığım "hayatımın aşkı" insanıyla bu kadar örtüşmesi de garip. Acaba bir sürü onun gibi insan var da yeterince tanımadığım için mi bilmiyorum? Zannetmiyorum.

istanbul
hosting