|
29 Eylül 2010, Çarşamba
saat: 00:38
Sen, imkansızlıklar eşiğinde yüzen, Ben geldikçe öteye kaçan, Sen yüzdükçe ben kovalayan.. Yeterince oynadık bu oyunu. Kuralları bozduk bazı, yeniden yazdık.. Platonik aşkın bir resitaliydi benimki. Tek bir çalgı, sen.. Bir oyuncu, aşık.. Ürkmek nedir bilir misin sevginden? Çekinmek aşkından dolayı.. Bir ceylan misali.. Güzel gözlü, kirpikleri tel tel.. gamsız görünüşü içinde ne fırtınalar kopar, bilir misin? Sever misin , sevdin mi hiç? Onca güzelliğine rağmen, tutulmak.. ve bırakamamak hislerini açığa. Semaya rastgele haykıramamak, Boynun yere bükük, gözlerin nemli.. beklemeyi bilir misin? Bir Kral gibi.. Karanlık şatonun duvarlarına arkadaş, yalnız ve asil.. gururuna hapsolmak nedir, sevdana gömülmek yıllar boyu, sandıklara tepmek nedir aşkı, bir fikrin var mı? Zira, gelmeyeceğini bildiğin halde O'nun, çokça eminken bir daha varolmayacağının, yeniden doğacak olamana, bir daha seni böyle sevecek olmaya inanmayı tercih etmek.. Tek şansınınsa bu olduğunla yetinmek.. sana değer mi? Değer misin? Elbette.. Yanması günahkarca ne kadar zordur kim bilir.. Daha göçmemişken ve cezana karar verilmemişken, dünya gözüyle ateşi görüyorken, Ben bilirim, sana değer elbet.. Hazine edasında yoluma süzülüşün, o paha biçilemez gülüşün, düşlerimde canlanıyor her gece.. Elbet varacağız yolun sonuna.. ya beraber ya tek başımıza.. Oraya vardığımızda eğer kalmışsa bende biraz gurur Bir kez, son bir defa daha bakacağım yüzüne hazırlandıklarımı söylemek için.. Ne çok geç olacak, ne erken.. Tam zamanı , tam yeri derken.. Gelmişken o vakit, uğruna can verirken.. Yolun sonu kimin umurunda, Sen bana yetmedin değil, Ben sana yetmedim hiç değil.. Kendime yetemedim ben. Ben, kendime yetemedim..Sen değil.. | ||
|
|
||