06 Ekim 2010, Çarşamba
saat: 01:03


kendini en çok verebildiğin insana, kendini veremediğin için pişmanlık hissetmek.

ama elinde olmadan, kendini vermemek değil de kendini verememek olduğunu anlatamadan.

neyse.

gittim, gördüm, konuştum ettim falan ama gerçek anlamda bir türlü paylaşamadım. korktuğum için mi ne için bilmiyorum. ifadelerimi kaybettiğimi düşünüyorum.
o benimle "i"fadelerimin arkasındaki şeyleri paylaşırken ben hala "i" nin ne olduğunu bile anlatabilecek pozisyonda değilim ki?

ve hala "döndün artık, alışabildin mi hayata?" diyenlere "tabi ya, çok güzel burası." diyebilecek kadar da malım.
özgürlüğün bu kadar yaralayıcı birşey olabileceğini hiç düşünmemiştim.
sınırlarım varken, kısıtlarım varken daha mutluydum ben.
bunca zaman buna karşı çıkan ben şuan nasıl böyleyim, bunu da şuanda bunu yazarken farkettim, anlamıyorum.

eskisini kaybedeceğim; en basidinden annemin 3-5 lafı ile kafama dank etmişken, yenileri aramak için gereğinden fazla vaktim var. beni boğmaya yetecek kadar fazla. sıkıştırılmak istiyorum, hemen arayıp hemen hemen bulup da uzaklara gitmek. gerideki herşeyi bırakmak. bunların üzüntüsüyle bu şekilde devam etmek çok zor. neye üzüldüğünü bile bilmeden.

kanada
n'olur tut. izin ver bırakayım herşeyi, geleyim oraya, yaşayayım yalnız, dertsiz ve kısıtlı olarak mutlu.

istanbul