|
09 Ekim 2010, Cumartesi
saat: 17:54
Yarın, ardımda koşan hayaleti bir köşeye çekip, benden ne istediğini sormaya karar verdim. Teknik olarak bir insanı bir köşeye sıkıştırmak bile, günümüzün düz arazilerinde yıllar alabiliyorken, yarın diye kendime özellikle belirtmemde ki güven, hayaletlerin aslında köşelerden hiç çıkmadığını biliyor olmamdan geliyordu. Şimdi tek sorun, Nuran'a bir hayalet olduğunu kabul ettirmekti. Nuran, yaşadığı 128 yıl boyunca, hayaletlere inanmayarak, demirciler içinde en azından, marksist bir portre çiziyor olsa da, hayaletleri hayatında reddedişi methodsal olarak,kendisinin bir ölümsüz olduğu anlayışında nihayet bulacaktı. Bu da bir çoğunuzun bildiği gibi, madde dışındaki varlıklar, eğer erdem ve artı değer değilse;işçi sınıfından da olsa, Marksın hoşgöremeyeceği şeylerdi. Nuran, diyorum bazen, allahaşkına, bak, üzerinde kıyafet yok, olsa, egsoz megzos, demir, saç, pas derken, kirlenir. Bunun sebebi ne olabilir. Üzerine düşünsek mi Nuran, diyip yardım öneriyorum. Nuran ise, nasıl diyim, biraz terstir. Ya git allahaşkına diyor değil mi? Yerin dibine batasınla aynı tonda inanın. Bir oluyor tamam, iki oluyor tamam. Hayır, bir de korkuyorum ben. Biz kuraklık yerde büyüdük, hayaletler falan oralarda sadece denizde yaşar. Ama insanın doğduğu değil, doyduğu yerdi geldik gittik derken, Nuran gitme o denize her gün, hadi gittin, hiç ıslanmıyorsun bak, gel bunu oturup konuşalım. Değiştirdim ben üstümü der, gider. Geçen aldım bunu Ömerin lokantasına götürdüm. Ömer dahil, herkes biz girince orayı terketti. Bak dedim, bütün rakılar bizim Nuran, gel bu işi artık masaya yatıralım. Yatıralım dedi, akıllı uslu olduğu bir zaman, aman kaçırmıyım diyerek, mantık çerçevesinde, arkadaşlığımızdaki rahatsızlıklarımı anlattım. 'Nuran, sen bundan 4 sene önce, öldün.Herkes ölür, ben de öleceğim, hatta şimdiden bir ölüyüm bile denebilir. Yine de pratikte ben ölüyüm diyip her gün bir tabutta yatmıyorum değil mi. Yatıyor olabilrim. Elifi biliyorsun, bu neticede mecaz olur. ama sen..B u işler inatla olmaz.' Şartlara göre hareket etmenin bir marksiste yakışmayacağını söyleyerek ..ama bu durumda yakışması gerektiğini belirterek, biraz yürüdükten sonra en can alıcı soruyu sordum. Bu mezar kimin Nuran. Nuran uzun uzun ileriye bakıp, benim ama kiraya verdim demesin mi. Peki Nuran, bu rakıyı sen içiyorsun ben sarhoş oluyorum. Gel bunu iredeleyelim. Seni de görücem. İşte bu Nurandan işittiğim son anlaşılır cümleydi. Beni de görecekmiş, yav ne görmesi, senin gözbebeklerinlen bütün mahallenin faresi börtüsü böceği doydu, kaç tane bıyığı sen gibi salyangoz çıktı ilerki sazlıkta, haberin var mı. Beni nereye görüyorsun. Meğer, ben de ölmüşüm tabii. Elif melif, biliyorsunuz. Nuranda kalıyorum şimdi. Onun yer boş. Nuran etme, biz öldük, gel bak şöyledir böyledir. Sen bana karışma ben sana. E öle olmaz ama numan o zaman her ölen, yok ben ölmedim desin devam etsin. Etsin. Ben mi durduruyorum. Nefes alacak yer kalmaz Nuran hayatta. Ben gidersem en yakın demircinin 6 kilometre sonra olduğunu biliyorsun. Herkesin arabası var, atlar gider. Tek gitseler iyi. Demircileri de arabalarına bindirip dönecekler, buna ne dersin, sen, düşün şimdi, bir araban olsa... Ben öldüm Nuran. Geber. Benim yakamdan niye düşmüyorsun. E ikimiz gidecekmişiz. Anahtar sendeymiş. Demircisin diye bana vermişler. Sana bir şey açıklayacağım demişti bir gün Nuran, o zamanlar o da hayatta ben de. Kafa başka yerde kalmış dinlememiştim.Şimdi o günleri hatırlıyorum da, Keşke dinleseymişim. Nasıl başladık nasıl bittik. | ||
|
|
||