|
10 Ekim 2010, Pazar
saat: 19:06
Tam iki saattir tabletin kalemi ile vura çala, sallana sallana şarkı söylüyorum oturduğum yerde. Aklımda koşuşturan üç milyon fikire sıçayım, bir rahat durmuyorlar. Birini de tutup çivileyemiyorum ekrana, çok hızlılar. Bu toz duman içindeki karmaşa sebebiyle çalışmak yerine şarkılara eşlik etmeyi uygun gördüm sanırım. Yenilik benim neyime, takıntılarım yüzünden uyduramıyorum işte.. Bu kadar mükemmeliyetçiliği taşıyamıyorum bazen. Son bir sigara tüttürüp eve gideyim en iyisi. Bir de bugün tam anlamıyla kendime dönük olarak geçirdiğim en güzel günlerden biriydi. Arızalarla dolu beynimi seviyorum. Her ne kadar çok fazla aşama kaydedemesem de, idare edebilir bir süre. Mesela yarına kadar? ha ha...hayır, gülmedim. Her yönden acımasızca sıkıştırılmış ıssız bir boşlukta nefes alabildiğimi unutmamaya çalışarak geçiriyorum günleri. Ama yalnızlığımın bu derece sapkınlaşabileceğini düşünememiştim. Şikayetim yok ancak böyle devam ederse, gelecekte.. neyse yazmıyorum, onlar bana kalsın. Bir iki kişiye durumu açıkladım güldüler, halbuki ben ciddiydim. Aynada her gün kendimle konuşuyorum, iyi tanıyorum kendisini. Gözlerimin içine bakınca gördüğüm o sinsi karanlıktan korkuyorum. Ruhum, bedenim, aklım birbirinden o kadar farklı şeyler arzuluyor ki yaşamsal konularda. Ne yapacağımı bilemez halde bir o yana bir bu yana savrularak yürüyorum tutkularımın peşinde. Ne istiyorum amıma koyayım? Hangi birime cevap yetiştirip çözüm üreteyim. Olmuyor, yoruluyorum. Ağla diye fısıldıyor arsız duygularım, zor tutuyorum kendimi.. Özlediğim, özendiğim onca basit şeye bu kadar zor ulaşır olmak koyuyor, gösterip de vermeyen kaltak dünya! Kırıklar içimde birikirken, yarı bilinçli yarı bilinçsiz öfkemle konuşmaya engel olamadığım için vazgeçtim artık bir sürü şeyden. Öyle bir görüntünün arkasına sığınıyor olsam da taş duvar, liman değilim ben.. hiç olmadım. olamam. canım çok acıyor, yeter. | ||
|
|
||