|
03 Ocak 2022, Pazar
saat: 02:40
Kendimi gemide hayal ediyorum. Aylarca sürecek bir dünya turuna başlamak için Florida’ya uçuyorum. Florida’dan Mexico’ya doğru yola koyuluyorum. Karayip denizinin turkuvaz sularına ve zümrüt adalarına hayran kalıyorum. Kolombiya’nın unesco tarihi miras listesine girmiş şehrindeki kaleleri geziyorum. Panama’da geçirdiğim kısa süreden sonra Pasific Okyanusu’na açılıyoruz. Şimdiki durağımız Kostarika, San Jose. Hemen ardından Nikaragua’da bir muz plantasyonunu ziyaret ediyorum. Meksika’ya geri dönüyoruz. Pasifik okyanusunu geçerken 1500’lü yıllardaki Meksika’dan Filipinlere kadar uzanan ticaret gemilerini hayal ediyorum. Melekler Şehri Los Angeles ve dağ ve deniz manzaralı Santa Barbara’yı kısa bir ziyaret ettikten sonra yine Pasifik’e açılıyoruz. Bu sefer gemimiz Hawai’ye çeviriyor rotasını. Yemyeşil, nefes kesen bir güzelliğe… Pasifik’te ilerlemeye devam ediyorum. Fransız Polinezyası’nın güzelim Bora Bora’sı beni bekliyor. Yine alabildiğine yemyeşil ormanlar ve turkuvaz suların ortasındayım. Huzur doluyum. Sakin ve mutluyum. Tam hissediyorum. Tahiti ve çevresindeki adalara 1 günlüğüne demirliyoruz ve ardından yine Pasific Okyanusu’na açılıyoruz. Uluslararası tarih değiştirme çizgisinden geçerken zamanda kayboluyorum. Geçmişin gölgesinden, geleceğin belirsizliğinden kendimi sıyırıp bambaşka bir varoluşla yeniden doğuyorum. Güney Pasific’te ileriliyoruz. Nihayet Yeni Zellanda’dayım. Adalar Körfezinde ilerlerken 150 adaya göz kırpıyorum. Adanın kuzeyindeki Auckland’da demirliyoruz. Bu liman kentinde 3 gece kalıyoruz. Gölleri olan bir kaplıca bölgesini de görme fırsatım oluyor. Kaplıcaları severim :) ama şarap tadımı için biraz daha Güney’e doğru iniyorum. Napier’den sonra Wellington’a ve yine Macellan’ın ‘Mar Pacifio’ dediği sakin denizde ilerliyoruz. Fiyordların nefes kesici manzarası karşısında büyülenmiş şekilde sabah kahvemi yudumluyorum. Nihayet Tazman Denizindeyiz. Amasya kadar iyi olmasa da Tazmanya’nın da elması meşhurmuş. Gelmişken farklı tariflerde tadıyorum ve dünyanın en küçük penguenlerini görüp Melbourne’e doğru dümeni kırıyoruz. :) Tasman Sea adı nereden geliyor diye düşünürken bir beyefendi beni aydınlatıyor. 1640’larda Tazmanya’ya ayak basan Hollandalı bir denizciden geliyormuş adı. Seyahatimin 54. gününde tanıştığım bu beyefendiyle daha sonra da birçok kere sohbet etme fırsatı buluyorum ama şu an konumuz bu olmadığı için seyahatime yoğunlaşmak istiyorum. Güney yarımkürenin üçüncü derin doğal limanı Eden’dayım. Burada yıllardır süre gelen bir av geleneğinin olması beni üzüyor. Leave the gentle giants alone please diye iç geçiriyorum. Sydney’de meşhur Opera House’u görmezsem olmaz değil mi? 2 gün burada geçirdikten sonra Güney Avusturalya sahili boyunca picturesque kıyılardan, heyecanverici dalgalarıyla yakışıklı sörfçüleri kendine çeken sahillerden geçiyoruz. Keşke rabbitimi yanıma alsaydım diye düşünüyorum. Neyse şu restoranda tanıştığım beyefendi var onunla birşeyler yaşıyoruz gibi diye düşünüyorum. :) 59.günde Brisbane’deyim. Mercan Denizini aşıp bembeyaz kumlu cennet gibi bir adaya geliyoruz. Great Barrier Reef’e açılan kapıya doğru ilerliyoruz. Devam edecek… | ||
|
|
||