14 Şubat 2026, Cumartesi
saat: 12:21


Bu hafta full Londra'daydım. Çalıştığım firmanın her yıl düzenlediği bir etkinlikler serisi var, ona katıldım Etkinlikler serisi dediğim her gün farklı bir etkinlik var katılımcılar, konuşmacılar ve içerik falan değişiyor.

Neyse oldukça kalabalıktı yine. Genelde böyle etkinliklerde oldukça sıkılırım ama bu sefer nedense eğlenceli geçti. Dünyanın dört bir yanından tanıdık pek çok insan gördüm, bol bol sohbet ettim bir neden bu olabilir. Diğer neden de şirketteki bölümüm değiştiği için ekibim daha farklı ve çok tatlılar, sorumluluğum da kalmadığı için daha bir serbesttim. Muhabbetler daha gerçek ve samimiydi.

Geçmiş aylarda bahsettiğim bazı olaylar vardı. Türkiye'den biri bazı polemikler yaratmış, benimle ilgili sadece yurtiçinde değil ta 70 ülkedeki firmalara şikayet yazmış, orda burda sanal gruplar kurup bana karşı kulis oluşturmuş, sosyal medyadan bi ton yazılar yazıp yayınlamıştı filan.

İşte bunları yapan tip de vardı etkinlikte. Benim umrumda bile değil kendisi bu arada, ne kadar bok gibi bir karakter olduğunu biliyorum çünkü, yaptığı hiç bir şeyi üzerime alınmadım o yüzden. Gün içinde olan en tuhaf şeyse şu oldu. Bu yüzsüz insan benim ekipten birine demiş ki ya ben barışmmak istiyorum, hepimiz ölcez gitcez söyler misin yeniden konuşsun benimle. Duyunca tepem bi attı.Deli midir nedir, çiğliğe bak. Sen arkamdan organize bir şekilde milyon iş çevir, sonra da ya ölümlü dünya hadi darılmayalım. Dedim ben asla konuşmam, kendime yediremem bir şey olmamış gibi davranmayı. Neyse akşam artık cocktail vardı çıkışta onun için toparlanırken bu bir anda geldi meraha filan derken eimi tuttu sıktı, ben direk hayır hayır dedim bu olmaz böyle, konuşmak istemiyorum. Sonra da eşyalarımı alıp yüzüne bile bakmadan çıktım.

Adamın akkımda etmediği hakaret, atmadığı yalan kalmadı, şimdi de gelmiş şirinlik yapmaya çalışıyor. İnsanları gerçekten anlayamıyorum. Çok hastalıklı bir zihin yapısı olması lazım bu kadar bir uçtan bir uca savrulması için.

Londra ilk kez aşırı yağmurluydu, gezmesi pek zevkli değildi o yüzden, ama oğlumun istediklerini almak için sabahın köründe kalkıp Piccadilly'e gittim. Ana yüreği naparsın, kendi istediğim bir şeuy olsa bu kadar uğraşmazdım yeminle.

Şu anda da pestil gibi bayılmış uzanıyorum. Bu tip yolculklar çok yoruyor beni artık. Haftaya Litvanya'ya gitmem gerekiyor ama nasıl olcak bakalım, iptal olma ihtimali de havada asılı duruyor gerçi.



istanbul