|
14 Ağustos 2026, Cuma
saat: 01:51
geçen hafta nereden estiyse aklıma yarım saat internette eski arkadaşlarımı aradım. hayatımın bir noktasında yolumun kesiştiği, sonra izini tamamen kaybettiğim insanlar. soyadını hatırlayabildiklerimin hepsini girdim Google'a. netice: bir miktar nostalji ve karışık duygular. babası kapıcı olan ilkokul arkadaşımın düğün malzemeleri üreticisi olduğunu öğrendim mesela, başladığı noktayı göz önünde bulundurursak büyük başarı, sevindim kendimce. ortaokul, lise, üniversite arkadaşlarımın neredeyse tamamı öğretim görevlisi, mühendis, üst düzey yönetici vs olmuş, çoğu çoluk çocuğa karışmış. çoğunun isimleri yazdıkları makalelerde, aldıkları ödüllerde çıktı. önce gurur duydum hepsiyle. sonra kendimde ne kariyer ne aile var diye birazcık hayıflanacak oldum. sonra dershanedeki sıra arkadaşımın 34 yaşında kanserden öldüğünü okuyup hizaya geldim. burada hikayenin anafikri 'halimize şükredelim' gibi tırt bir şey değil. hayatın ne kadar kırılgan olduğu. sıradan her günün bile ne kadar değerli olduğu. yarının hiçbir zaman garantisi yok. sevdiğimiz herkesin ve her şeyin kıymetini bilmek lazım. ve işin ucunda yavaş yavaş dökülmek bile olsa yaşlanmak çok büyük bir ayrıcalık, zira herkese nasip olmuyor. ağrıdan ve yorgunluktan canımdan bezdiğim günlerde kendi enseme bir tokat patlatıp bunları hatırlatmam lazım. babamı kaybedeli tam altı sene oldu. altı senedir neredeyse her gece rüyamda görüyorum, ve hayatta olmadığını unutup inanılmaz bir hayal kırıklığıyla uyanıyorum. kardeşi de onur'u görüyor mudur diye düşününce içim parçalanıyor. | ||
|
|
||