|
21 Ağustos 2026, Cumartesi
saat: 23:47
Bu yazıyı çok uzun zamandır yazmak istiyordum. Ama uzun zamandır da yazmamam, anlatmamam, ortaya çıkarmamam gerektiği söylendi bana. “İnsanlar seni nasıl görür?” “Bunu anlatırsan senin hakkında ne düşünürler?” “Sana acıyarak bakmazlar mı?” “Böyle bir şeyi neden herkes bilsin?” Bugün bunların hiçbirinin aslında önemli olmadığını düşünüyorum. Bir insan yaşadıklarımı öğrendikten sonra bana farklı bakıyorsa, bu benim utancım değil. Bana yapılan şey de benim utancım değil. Utanç, bunu yapan kişiye ait. 2012 yılında kısa süreli bir ilişkim vardı. İlişkide sorunlar yaşıyorduk ve ben ayrılmak istiyordum. Arkadaşlarım da o dönemde yaşadığım sıkıntılara şahitti. Ben ayrılmak istiyor, o ise bunu kabul etmek istemiyordu. Sonunda ilişkiyi bitirmeye ve bir süreliğine yurt dışına gitmeye karar verdim. Hatta gideceğim tarihi ona doğru söylememiştim; çünkü benimle gelmekten söz ediyor, ne yapacağını kestiremiyordum ve kendimi güvende hissetmiyordum. Fakat bilgisayarım ve bazı eşyalarım onun evindeydi. Eşyalarımı dışarıda bana getirmesini istedim. Kabul etmedi. Evine gelip almam gerektiğini söyledi. Tek başıma gitmek istemiyordum. Bir arkadaşımdan benimle gelmesini rica ettim. O gün yorgun olduğunu söyledi ve “Git, bir şey olmaz” dedi. Ben de tek başıma gittim. Eşyalarımı aldıktan sonra çıkmak istediğimi söyledim. Evde hasta bir arkadaşımın beni beklediğini, gitmem gerektiğini söyledim. Ama gitmemi istemedi. “Bu gece burada kal.” “Bir kere benim istediğimi yap.” “Bir kere benimle kalamaz mısın?” “Arkadaşın mı daha önemli, ben mi?” “Senin için bu kadar şey yaptım, karşılığı bu mu?” Ben hayır dedim. Tekrar tekrar gitmek istediğimi söyledim. Sonunda kapıya yöneldim. Tam çıkmak üzereyken birden öfkelenmeye ve bağırmaya başladı. Üzerime yürüdü ve kafamın hemen yanındaki duvara yumruk attı. O anda yere çöktüm. Birkaç saniye önce kapıyı açıp çıkabilecek durumdayken bir anda tamamen kilitlendim. Donup kaldım. Konuşamıyordum. Yürüyemiyordum. Tepki veremiyordum. Kendimde değildim. Sanki bilincim orada değildi; zihnim bambaşka bir yere gitmişti. O kadar tepkisizdim ki beni kendime getirmeye çalıştı. Yüzüme vurdu ama yine cevap veremedim. Yürüyebilecek durumda olmadığım için beni kucağına alarak banyoya taşıdı. Kıyafetlerimi çıkardı ve kendime gelmem için beni suyun altına soktu. Ama ben hâlâ kendimde değildim. Banyodan da beni kendim yürüyerek çıkmadım. Beni tekrar kucağına alıp yatağa taşıdı. Ve ben hâlâ konuşamayacak, hareket edemeyecek, olanlara tepki veremeyecek durumdayken bana tecavüz etti. Bunun özellikle anlaşılmasını istiyorum. Çünkü insanın tehlike karşısındaki tepkisi her zaman bağırmak, kaçmak veya savaşmak olmuyor. Ben o anda kaçmadım çünkü kaçabilecek durumda değildim. Karşı koymadım çünkü karşı koyabilecek durumda değildim. Birkaç dakika önce kapıdan çıkmak üzere olan bedenim, yaşadığım korkuyla tamamen kilitlenmişti. İkinci kez üzerime geldiğinde yavaş yavaş kendime gelmeye başladım. O zaman çığlık attım ve bütün gücümle karşı koydum. O sırada odada bir kamera olduğunu fark ettim. Görüntü alıp almadığını bilmiyordum. Kamerayı istedim, vermedi. Kavga ettik. Sonunda eşyalarımı alıp evden çıktım. Saat gece yaklaşık 03.30’du. Arkadaşımı ve yakınlarımı aradım. Arkadaşım hemen yanına gelmemi söyledi. Taksi bulmaya çalışırken bu kişi yeniden peşimden geldi ve beni arabasına bindirdi. Çok hızlı kullanıyordu. Ben ağlıyordum. Yolda ikimizin beraber ölmesinden söz etti. Arkadaşım telefonla arayıp polisi çağıracağını söyleyince sonunda beni onun yanına götürdü. O gece kendimde değildim. Arkadaşım da buna şahitti. Bütün gece ağladım. Zombi gibi olduğumu hatırlıyorum. Ertesi gün adli muayeneye götürüldüm. Jinekolojik muayene yapıldı ve raporda fiziksel bulgular kaydedildi. Daha sonra birden fazla psikolojik değerlendirmeden de geçtim. Bir süre sonra şikâyetçi olmaya ve hukuk mücadelesine başlamaya karar verdim. Ve belki de asıl anlatmak istediğim hikâye burada başlıyor. Çünkü saldırıdan sonra karşıma yalnızca bana saldıran kişi çıkmadı. Ailem çıktı. Çevrem çıktı. Bazı arkadaşlarım çıktı. Psikologlar çıktı. Doktorlar çıktı. Ve sonunda adalet sistemi çıktı. Beni desteklemek yerine vazgeçirmeye çalışan çok insan oldu. “Ne gerek var?” “Sonunda daha fazla incineceksin.” “Bırak artık.” Yakınlarımdan, bu kişiyle evli olmadan birlikte olmuş olmamı sorgulayanlar bile oldu. Sanki sorgulanması gereken bana yapılan değil, benim hayatımdı. Sanki başıma geleni kabul edip, yutup, hayatıma devam etmem gerekiyordu. Ama içimde sürekli bir şey bana şunu söylüyordu: Devam et. Dosyada yalnızca benim anlatımım yoktu. Olayın hemen ardından yapılan muayenede kaydedilmiş fiziksel bulgular vardı. Birden fazla psikolojik değerlendirme vardı. Ve yaklaşık 14 tanık vardı. Bu insanların bazıları saldırıdan önce içinde bulunduğum durumu ve bu ilişkiden çıkmaya çalıştığımı biliyordu. Bazıları olayın hemen sonrasındaki halime tanık olmuştu. Bazıları sürecin farklı aşamalarına şahit olmuştu. Benim açımdan bütün bunlar birbiriyle uyumlu bir tablo oluşturuyordu. Buna karşılık karşı tarafın anlatımını destekleyen benzer bir delil tablosu olmadığını düşünüyordum. Bu nedenle mahkemeye gittiğimde hakime güveniyordum. O yaşta gerçekten inanıyordum: Bütün bunlara bakacak ve doğru kararı verecek. Gözlerinin içine bakıyordum. Sonra mahkeme, bütün bunlara rağmen, böyle bir suçun olmadığı ve bizim birbirimizi seven iki insan olduğumuz yönünde bir sonuca vardı. Ve o kişiyi serbest bıraktı. Hakimin gözlerinin içine baktığımı hatırlıyorum. Şok oldum. Hayatım kaymış gibi hissettim. Bunca fiziksel ve psikolojik bulgunun, bunca tanığın ve birbirini destekleyen anlatımın bulunduğu bir dosyada bu sonuca nasıl varılabildiğini bugün bile anlamakta zorlanıyorum. Ama bırakmadım. Karara itiraz edildi. Hukuki süreç yıllarca devam etti. Yıllar geçti. Ve yaklaşık 13 yıl sonra, Anayasa Mahkemesi benim davamda hak ihlali olduğuna karar verdi. Bana 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine ve yeniden yargılama yapılmasına karar verildi. 13 yıl. Bir insanın hayatından 13 yıl. Yıllar sonra yeniden mahkemeye gittim. Tekrar ifade verdim. Tekrar yaşadıklarımı anlattım. Bu kez yeniden yapılan yargılama sonucunda o kişiye 14 yıl hapis cezası verildi. Yıllarca kaybettiğimi düşünmüştüm. Sonra, hiç beklemediğim bir anda, yıllar sonra gerçeğin başka hakimler tarafından görülmesi benim için çok önemliydi. Fakat hikâye burada da bitmedi. Aylar sonra öğrendim ki bu kişi cezaevinde yalnızca yaklaşık iki ay kaldıktan sonra, kararın temyiz sürecinde tahliye edilmiş. Bunca insanın çok farklı nedenlerle yıllarca cezaevinde kaldığı bir ülkede, benim dosyamdaki bütün bu bulgulara ve sonunda verilen 14 yıllık mahkûmiyet kararına rağmen bu kişinin bu kadar kısa sürede yeniden dışarı çıkmış olmasına hâlâ inanamıyorum. Bugün bana saldıran kişi yine dışarıda. Ve mücadelem hâlâ bitmedi. Devam edeceğiz. Elimizden gelen hukuki yolları kullanmaya devam edeceğiz. Ama bugün şunu da çok daha iyi biliyorum: Bu mücadeleyi yalnızca onun ceza alması için vermedim. Bu mücadeleyi iyileşmek için de verdim. Kendi hayatımı geri almak için verdim. Daha güçlü olabilmek için verdim. Kendimi yeniden koruyabilmek için verdim. Bana yapılanın benim suçum olmadığını ve bunu hiçbir şekilde hak etmediğimi kendi içimde yeniden kurabilmek için verdim. Çünkü ben bunu hak etmedim. Hiçbirimiz bunu hak etmiyoruz. Benim iyileşebilmem için adalet duygusu çok önemliydi. Sistem bana bu adaleti yıllarca vermedi. Daha sonra bazı hakimler dosyaya başka türlü baktılar, yeniden yargılama yapıldı ve yıllar sonra çok farklı bir karar çıktı. Ama bugün şunu görüyorum: Mahkemenin vereceği nihai sonuç benim bütün iyileşmemi belirleyemez. Çünkü ben artık 2012’deki o insan değilim. Bambaşka bir insanım. Daha güçlüyüm. Kendi sesimi çok daha iyi duyuyorum. Kendime yapılanın sorumluluğunu artık kendi üzerimde taşımıyorum. Ve bana ait olmayan utancı taşımıyorum. Bu dava yarın nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, mücadele etmiş olmaktan pişman değilim. Çünkü mücadele etmek benim için iyileşmenin bir parçası oldu. Bazen insanların tepkileri hâlâ beni şaşırtıyor. “Gerçekten 14 yıl mı verdiler?” “Bu kadar cezayı hak ediyor mu?” Peki saldırıya uğrayan insanın hayatından giden yıllar? Korkuları? Travması? Kendisini tekrar tekrar anlatmak zorunda kalması? Yıllarca beklemesi? Bunların ağırlığını neden aynı şekilde sorgulamıyoruz? Bütün bunların içinde benim için başka çok önemli bir şey daha var: Kadınların kadınlara desteği. Bu süreçte bazı kadın arkadaşlarım geri çekildi. Bazıları ortadan kayboldu. Ama yanımda kalan kadınlar da oldu. Onlara bugün hâlâ minnettarım. Çünkü kadın olmak zaten her zaman kolay değil. Kadının bastırıldığı bir toplumda ise çok daha zor. Bu yüzden birbirimize ihtiyacımız var. Bir kadın başına gelen bir şeyi anlattığında ilk yaptığımız şey onu sorgulamak olmamalı. “Neden gittin?” “Neden ayrılmadın?” “Neden karşı koymadın?” “Neden daha önce söylemedin?” “Neden şimdi söylüyorsun?” yerine, “Seni duyuyorum. Yanındayım.” diyebilmeliyiz. Bu yazıyı yazmamın nedenlerinden biri de bu. Ben kendi hikâyemi anlatarak başka insanların da kendi hikâyelerini anlatabileceklerini hissetmelerini istiyorum. Yaşadığınız şey size “küçük” geliyor olabilir. Bir taciz olabilir. Bir şiddet olayı olabilir. Bir cinsel saldırı olabilir. Ailenizin içinde yaşadığınız bir şey olabilir. Bir partnerinizden, arkadaşınızdan, işyerinden veya hiç tanımadığınız birinden gelmiş olabilir. Yaşadığınız şeyi küçümsemek zorunda değilsiniz. Kendinizi hazır ve güvende hissettiğinizde anlatabilirsiniz. Bir arkadaşınıza, güvendiğiniz bir insana, bir kadın dayanışma grubuna, profesyonel birine… Ya da belki ilk kez sadece kendinize: “Bu bana yapıldı. Bu doğru değildi. Ve ben bunu hak etmedim.” diyebilirsiniz. Herkesin iyileşme yolu aynı olmak zorunda değil. Benim yolumun önemli bir parçası mücadele etmekti. Kendi içsel adaletim için. Kendimi yeniden koruyabilmek için. Gücümü geri alabilmek için. Ve üzerime yapıştırılan utancı ait olduğu yere bırakabilmek için. Bana yapılan şey benim utancım değil. Susmamak benim utancım değil. Hakkımı aramak benim utancım değil. Bu yazıyı okuyan ve kendi içinde yıllardır bir şey taşıyan herhangi bir kadın varsa şunu söylemek istiyorum: Yalnız değilsiniz. Birbirimizi dinleyelim. Birbirimize inanalım. Birbirimizi susturmak yerine birbirimize güç verelim. Çünkü yaşadığımız şeylerin utancı bize ait değil. Ve hiçbirimiz bize yapılan şiddeti, tacizi veya saldırıyı hak etmedik. | ||
|
|
||